Turkvet.Biz
 
Güncel  
BİLGİLER
   

>Mevzuat

    >Tarımsal Destekler
    >Hayvan Besleme
    >Hayvan Yetiştiriciliği
    > Hayvan Sağlığı
    >Gıda Güvenliği/Halk Sağlığı
    >Gösterge ve İstatistikler
    >Bilgi Kaynakları
    >Kurum ve Kuruluşlar
    >Bağlantılar
 

Türkiye'de Hayvan Yetiştiriciliği ve Kullanılan Yem Kaynakları

Hayvan yetiştiriciliği geçmişten günümüze hayatımızda önemli bir yer etmiş ve insanlığa büyük faydalar sağlamıştır. insanoğlunun hem sosyal hem de ekonomik alanda gelişimine büyük etkisi olan hayvan yetiştirmenin önemi, daha tarihin ilk dönemlerinde anlaşılmıştır.

Tarım ve hayvancılık, insanların göçebe hayattan yerleşik hayata geçmesindeki en büyük etkenlerdendir. İnsanların eğitim ve kültür düzeyleri geliştikçe ve dünya üzerindeki insan varlığı arttıkça, tarım ve hayvancılık alanında yaşanan gelişim daha da artmış, bu da hayvancılığın zamanla endüstri haline gelmesine neden olmuştur. Tarım ve hayvancılık birbirinin ayrılmaz parçalarıdır.

Tarım işletmeleri açısından bakıldığında, hay­vanlar bu işletmelerin güvenilir gelir kaynağı durumundadır. Birçok ülkede tarıma elverişli olmayan araziler hayvancılık alanında değerlendirilmektedir. Hayvanlar tarım işlet­melerindeki ucuz tarla ürünlerini, doğrudan insan besini olmayan tarım ürünlerini ve bunların artıklarını değerli ürünlere dönüştürürler. Hayvanlar insanlara; gıda, giyim, iş gücü vb. alanlarda sayısız faydalar sağlamışlardır. Bilim ve teknolojideki ilerlemeyle de faydaları artarak devam etmektedir. Hayvancılık; bölgelerin tabiat şartları ve iklim yapısına göre farklılık gösterir. Türkiye'de yaygın olan, aile tipi tarım işletmelerinde hayvancılığın önemli bir yeri vardır.

Fakat günümüzde klasik aile işletmeciliğinden, hayvan yetiştiriciliğine, profesyonel anlayışla bakan modern tarım ve hayvancılık işletmelerine bir geçiş söz konusudur. Bu modern işletmelerde de hayvan beslemeye yenilikçi bir bakış açısıyla yaklaşılmaktadır. Hayvan besleme artık bilimsel ve teknolojik alanda yapılan çalışmalar göz önünde bulunduru­larak bilinçli bir şekilde yapılmaktadır.

Türkiye'de Hayvancılık

Tarımda ileri ülkelerin çoğunda hayvancılık önemli bir yere sahiptir. Hayvancılık, insanlarımızın sağlıklı ve dengeli beslenmesi, hayvancılığa bağlı sanayinin gelişmesi, kırsal alanda kısa vadede ve en az yatırımla istihdamın sağlanması, aile ekonomisinin desteklenmesi, kalkınmada öncelikli yörelerin gelişmesi ve tarımda rantabilitenin artmasında önemli bir yere sahiptir. Türkiye'de hayvancılığın tarımsal üretim değeri içerisindeki payı %31 civarındadır. Yaklaşık son 15 yıldır gerek yetiştirme ve bakım, gerekse besleme ve yemleme koşullarında iyileştirme sağlanmıştır.

Türkiye hayvancılığı; süt sığırcılığı ve yem sanayisinde sağlanan önemli gelişmelere rağmen mevcut sorunları devam etmektedir.

Hayvancılığın sorunlarının bir kısmı tarımın genel sorunlarından kaynaklanmaktadır. Sorunlar daha çok, yetiştirme ve sağlıkla ilgili olmakla beraber, kayda değer bir kısmı besleme ve yemlemeyle yakından ilişkilidir.

Hem hayvan sayısı hem de hayvansal üretim miktarı gün geçtikçe azalmaktadır. En fazla kayıp manda ve manda ürünlerinde olmaktadır.

Bununla birlikte hayvan hastalıkları ile ilgili olarak etkin bir mücadele programının oluşturulamamış olması da devam etmekte olan problemler arasındadır.

Hayvanların beslenmesi ile ilgili genel sorunlara bakıldığında; öncelikle kaliteli kaba yem açığı problemi öne çıkmaktadır. Çayır ve mera alanlarının miktar ve kalitesin­deki yetersizlik, yem bitkileri tarımının yaygınlaşamaması, kurutma ve depolamadaki yanlışlıklar, kaba yem açığının ana nedenleri olarak gösterilebilir.

Ayrıca, beslemede konsantre yem kullanımında da yetersizlikler mevcuttur. Entansif yetiştiricilikte de besleme koşulları genellikle kötü olup, yaygın olarak kullanılan rasyonlar, hayvanlardan elde edilen verim düzeyinin (canlı ağırlık artışı, karkas ağırlıkları, karkas randımanları ile elde edilen etlerin kaliteleri) az olmasına neden olmaktadır.

Kanatlı sektöründe durum diğer hay­vancılık kollarından daha iyi bir gidişat göstermektedir. Kanatlı sektörü, bu gün yaklaşık 2 milyon kişiye istihdam sağlamaktadır. 1970'li yıllarda aile işletmeciliği şeklinde pahalı ve sınırlı üretim kapasitesi ile faaliyette bulunmuş, 1980'li yıllarda piliç eti entegre tesislerin çoğalması ve sözleşmeli üretim modelinin uygulanması ile önemli bir yapısal değişim göstermiş, 90'lı yıllarda büyük yatırımlar yapılarak dünya standartları yakalanmış ve üretim sürekli artırılarak günümüz standartları yakalanmıştır.

Bu sektörde de karma yem sanayinde yaşananlar (yem hammaddelerine uygulanan vergiler vb.), sektörü göz ardı edilemeyecek derecede etkilemektedir. Kanatlı yetiştiriciliğinde kullanılan mısır, soya, balık unu gibi yem maddelerinin ithal edilmesi zorunluluğu ve fiyatlarındaki artış; yemlerde bulunan ve hayvanların sağlığını olumsuz yönde etkileyen çeşitli mikroorganizmalar; protein kaynaklarının düşük kalitede ve karma yem maliyetinin yüksek olması gibi nedenler sektör için sorun teşkil etmektedir.

Hayvan yetiştirmede isletme giderlerinin yaklaşık %7o-75'ini yem oluşturmaktadır. Bu oranlar beslenme uzmanlarının hazırladığı bilimsel verilere dayanan beslenme programları yapıldığında geçerli olmaktadır. Yetersiz ve bilinçsiz yapılan hayvan besleme ile bu rakamların oldukça üzerine çıkılabilmektedir. Hayvanlara verilen yem maddelerinin gerek içerdiği besin öğelerinin zenginliği gerekse sağlıklı koşullarda üretilip üretilmediği, hayvanlardan yetiştirme sonunda alınan randımanı direkt olarak etkilemektedir.

Ayrıca dengeli ve kaliteli yem kaynağının aynı zamanda düşük maliyetle elde edilmesi istenmektedir. Sonuç olarak ekonomik bir hayvancılık yapabilmek için hayvansal üretim giderlerini ya da özetle besleme giderlerini azaltmanın yollarını bulmak gerekmektedir.

Yem Kaynakları

Hayvanlara gerek madde, gerekse enerji bakımından yaşama ve verim payı ihtiyaçlarını karşılamak için belirli miktarlarda yedirilen ve verildiğinde zararlı etkileri bulunmayan organik, inorganik kökenli maddeler veya bunların karışımlarına yem denir.

Hayvan beslemede kullanılan yem maddelerinden bir çogu protein, yağ, karbonhidrat gibi organik ve mineraller, vitaminler gibi inorganik besin maddelerinden bir veya bir kaçını içermektedir.

Yanı sıra mermer tozu, hayvansal ve bitkisel yağlar da tek yönlü yem maddeleri olup, hayvan beslemede çeşitli miktarlarda kullanılmaktadır.

Yemler bitkisel ya da hayvansal kökenli olabilecekleri gibi doğada serbest olarak da bulunabilirler.

Hayvan beslemede kullanılan yem maddeleri çeşitli kriterlere göre sınıflandırılmaktadır. Sınıflandırmada dikkate alınan noktalar; yemlerin besin madde yoğunlukları, kaynağı ve 1734 sayılı Yem Kanunu'dur.

İçerdikleri besin madde miktarına göre:

> Protein bakımından zengin yemler; kuru maddesinde %30'dan fazla ham protein bulunanlar (pamuk tohumu küspesi, ayçiçek tohumu küspesi, soya fasulyesi küspesi, yer fıstığı küspesi, fındık içi küspesi ve keten tohumu küspesi gibi yağ sanayi yan ürünleri, ile balık unu gibi hayvansal kökenli yemler) protein bakımından zengin yemler olarak adlandırılır.

> Enerji bakımından zengin yemler; kuru maddesinde en az SMJ/kg NEL (net enerji lak­tasyon) veya gMJ/kg ME (metabolik enerji) içeren yemlerdir. Mısır, arpa, sorgum, yulaf, çavdar, bugday, triticale gibi tahıl taneleri ile buğday, arpa, mısır, çavdar kepekleri gibi değirmencilik yan ürünleri, melas gibi seker sanayi yan ürünü ile bitkisel ve hayvansal kay­naklı yağlar, yaygın olarak kullanılan enerjice zengin yem kaynaklarını oluştururlar.

> Dolgu maddesi yönünden zengin yemler; kuru maddesinde %18'den fazla ham selüloz bulunan, hayvanlar tarafından tüketildiğinde doygunluk hissi veren ve sindirim sistemini mekaniksel olarak dolduran yemlerdir. Saman ve kuru ot dolgu maddesi yönünden zengin yemlere örnektir.

> Mineral bakımından zengin yemler; Yapısında bir veya birden çok mineral maddeyi yüksek düzeyde bulunduran yem­lerdir (kemik unu).

> Vitamin bakımından zengin yemler; yapısında bir veya daha fazla vitamini yüksek düzeyde bulunduran yemlerdir.

Kaba Yemler

Kaba Yem Kaynakları

Doğal haliyle su içeriği %20'den az ve kuru maddedeki ham selüloz miktarı %18'den fazla olan yem maddelerine kaba yem denilmektedir. Ülkemizdeki hayvan varlığı göz önünde bulundurulduğunda, hayvancılığımızın kaliteli kaba yem ihtiyacı 50 milyon tondur. Kaba yemler geviş getiren hayvanların fizyolojilerine son derece uygun yem gruplarıdır ve hayvan­larda mekanik tokluğun oluşturulmasında kaba yem kullanımı mutlaka gereklidir.

Herbivorların yaşama payı genellikle kaba yemle karşılanabildiğinden, kaba yemler isletmelerde hayvan besleme açısından büyük önem taşımaktadır.

Kaba yemlerin hayvan besleme dışında da birçok yararı vardır. Örneğin kaba yem sınıfında yer alan yem bitki­lerinin toprakların fiziksel ve kimyasal özellikler­ine kendisini takip eden kültür bitkilerinin verim ve kalitesine olumlu etkilerde bulundukları bilinmektedir.

Hayvan beslemede yaş ve kuru olarak yedirilen bu yemler 5 guruba ayrılırlar:

a) Samanlar: Buğday samanı, arpa samanı, yulaf samanı, fasulye samanı vs.

b) Otlar: Cayır otu, yonca otu.

c) Kök ve yumru yemler: Pancar, patates, havuç, yerelması.

d) Posalar: Pancar posası.

e) Silajlar: Mısır silajı, yonca silajı, sorgum silajı

Yem Bitkileri

Yıllardan beri yem kaynaklarının yetersizliği nedeni ile hayvansal üretimde istenilen düzeye ulaşılamaması hayvan beslemede sürekli konu olmuştur. En önemli kaba yem kaynağımız çayır meralar, aşırı ve zamansız otlatma nedeni ile elden çıkma aşamasına gelmiştir. Bu alanlarımızdaki otlatma yoğunluğunu azaltmak amacıyla yem bitkileri tarımına ağırlık verilmiştir.

Gerçekte, ticari anlamda üretim yapan isletmeler kaliteli kaba yemin hayvan beslemedeki rolünü çok iyi kavramakta ve üretim faaliyetlerde de bu alana özel önem vermektedirler. Hayvancılık için en önemli kaba yem kaynaklarından birisi yem bitkileridir.

Hayvancılığın gelişmiş olduğu çoğu ülkede yem bitkileri toplam ekilebilir alanda oldukça önemli bir paya sahiptir. FAO 2002 verilerine göre Amerika Birleşik Devleti'nde yem bitkisi ekili alanların toplam ekili alanlar içindeki payı %23 iken bu oran İngiltere'de %25.4; Fransa'da %25,8; Almanya'da %36,5; Hollanda'da ise %31.4'dür.

Türkiye'de yaklaşık son 8 yıldır(2000 yılından sonra) önemli olan bu nokta üzerine durulmaya başlanmış ve devlet tarafından yem bitkileri ekimine destek verilmeye başlanmıştır. 2000 yılında toplam ekili alan içerisindeki oranı %3,9 olan yem bitkisi ekilişlerinin payı, 2005 senesinde % 6,2'ye yükselmiştir. Bu bitkiler içerisinde en geniş ekim alanına sahip olan fiğ ve yoncanın ekim alanı düzenli olarak artmaktadır. Korunga ekim alanında değişimler olmakla birlikte burçak ekim alanı giderek azalmaktadır. Oranlar yetersiz olsa da bu artış sevindiricidir.

Ancak ülkemiz hayvan varlığına baktığımızda özellikle Marmara ve Ege Bölgelerimizde bulunan çayırmera ve yem bitkileri alanlarının ihtiyacı karşılamadığı ortaya çıkmaktadır.

Çayır ve Meralar

Buğdaygil, baklagil ve diğer familyaları içeren yem bitkileriyle örtülü yeşil alanlara çayır ve mera denilmektedir. Çayır ve meralar geviş getirenlerin beslenmesinde çok önemli bir yere sahiptir. Cayır ve mera tarımı, hayvanların ihtiyacı olan yemi en ucuz ve bol olarak sağlayan kaynaktır.

Hayvan beslemede kul­lanılan posa ve küspe gibi yem maddelerinin miktarı çayır ve mera tarımından sağlanan yeme göre çok düşük düzeylerdedir. Bu alanda alınan yüksek düzeyde verim üretim maliyetini azalttığından, hayvancılıkta ileri düzeye gelmiş ülkelerde çayır ve mera tarımına dayalı hayvancılık esas alınmaktadır.

Özellikle ABD, Kanada, Arjantin ve Avustralya gibi geniş doğal veya kültür meralarına sahip ülkelerde çok ucuza hayvansal üretim yapılmakta, üretimin bir bölümü de ihraç edilmektedir. 2003 FAO verilerine göre dünya mera alanı 3.4 milyar hektardır. Bu alanların % 12’si Çin'de, % 11'i Avustralya'da, %7’si ABD'de ve % 6'sı da Brezilya'da bulunmaktadır.

Ülkemiz ise dünya mera alanı sıralamasında 13 milyon hektar alan ile 46. sırada yer almaktadır. Özellikle Doğu Anadolu Bölgesi hayvancılığının yazları meraya kışları ise kuru kaba yeme dayalı bir yapı gösterdiği bilinmektedir. Doğu Anadolu Bölgesi'nde şartların uygun olması dolayısıyla, meralar en önemli hayvansal üretim girdisini oluşturur. Süt ve besi sığırları 6-8 ay süreyle % 60-70 oranında ve koyunlar da aynı süre içerisinde %90 oranında meradan yararlanabildiklerinde yetiştiricilik ekonomik olabilmektedir.

Kimyasal içeriğine baktığımızda; çayır ve mera otlarının su miktarı değişkenlik göstermekte, bitkinin büyüme dönemlerinde %75-85 olan su miktarı, olgunlaşma devresinde %65'e düşmektedir.

Karbonhidrat düzeyi ise eriyebilir karbonhidratlar (glikoz, fruktoz vb.) açısından değerlendirildiğinde, bitkilerin saplarında yapraklarına oranla daha fazla bulunmaktadır. Genel olarak bakıldığında bitkinin içerdiği eriyebilir karbonhidrat miktarı çiçeklenme dönemi öncesinde daha fazladır.

Bitkilerdeki protein miktarı ise çeşitli faktörlere (gübreleme vb.) göre değişkenlik göstermekte ve %3-30 arasında değişmektedir.

Bitkilerdeki lipit miktarı, bitkinin türüne göre değişmekle birlikte yeşil yem bitkilerinde en fazla %6 oranında bulunmaktadır.

Vitamin ve mineral içeriğinde ise vejetasyon dönemi gibi birçok faktör rol oynamaktadır.

Çayır ve meraların kalitesini etkileyen birçok faktör mevcut olup, bunlar arasında en önemli sırayı vejetasyon dönemi almaktadır. Bitkilerde vejetasyon dönemi ilerledikçe yapısal karbonhidrat miktarı artarken diğer besin kompanentlerinin değerinde düşüş görülür. Bitkinin türü, iklim, otlatma sekli (otlatma çayır ve meraların kapasitesine göre yapılmalı), toprağın yapısı ve gübreleme de kaliteyi etkileyen diğer faktörler arasında yer alır.

Yeşil yemler kurutma ve silaj yapımı ile konserve edilirler.

Yeşil yemlerde kurutma işlemi sırasında yapısında bulunan besin maddelerinden bir kısmının kaybı söz konusudur. Bu kayıplar kurutmanın hangi yönteme göre yapıldığı ile yakından ilgilidir. Kurutma işlemi sırasında aşırı sıcak ve yağmur gibi kötü hava koşulları mevcut değilse bitkinin taze ve kuru hali arasında kimyasal yapı bakımından çok da bir fark görülmez.

Ülkemizde kaba yem sektörü son yıllarda çiftçilere verilen destekler doğrul­tusunda canlanmıştır. Fakat yüksek maliyetler yem sektörünün öne çıkan sorunlarındandır. Yemin pazarlanabilmesi de problem teşkil etmektedir. Buna karşın bazı büyük isletmeler yem bitkisi yetiştirdikleri gibi çiftçilerle sözleşmeli üretim de yapabilmektedirler.

Avrupa ülkelerinde işletmeler genellikle büyüktür ve bu nedenle de üretim fazladır. İsletmelerin büyük olması maliyetleri de aşağı çekmektedir. Bunun yanı sıra AB'de "Kuru Yem Ortak Piyasa Düzeni" çerçevesinde bir mekanizma yürütülmektedir. Bu ortak piyasa düzeninde kaba yemi suni veya kurutulmuş olarak temin eden işletmelere, ton basına 33 euroluk destek verilmektedir.

Ülkemizdeki kaliteli kaba yem probleminin çözümü için; çayır ve mera niteliğini halen korumakta olan alanlara uygun tarım teknikleriyle uygulanacak işlemler sayesinde bu alanların verimleri artırılmalı, kaynağı ne olursa olsun elde edilen yemler kullanılacakları zamana kadar uygun şartlar altında muhafaza edilmeli, üretilen ürünlerin ihtiyaç olan bölgelerde kullanılması için kaba yem depo veya ofisleri kurumlardır.

Konsantre Yemler

Konsantre yemler; birim hacmi içindeki besin maddeleri yoğunluğu fazla, sindirilebilirliği yüksek ve kuru maddesinde %18'in altında ham selüloz içeren yem maddeleridir.

Ülkemizin coğrafi iklim koşulları yanında, çayır meralarımızın ve yem bitkileri üretiminin yetersiz olması, mevcut hayvanlarımızın besin maddesi açıklarının konsantre yemle karşılanmasını zorunlu kılmaktadır.

Hayvanların beslenmesinde büyük önem taşıyan arpa, yulaf, mısır, buğday ve çavdar gibi tane yem­ler; buğday kepeği, arpa kepeği, mısır gluteni ve mısır melası gibi endüstri yan ürünleri; hayvansal ve bitkisel yağlar; etkemik ve kan unu gibi hayvansal kaynaklı gıdalar; tapiyako gibi alternatif yem maddeleri ve mineral maddeleri kapsar. Ayrıca karbonhidrat, protein ve yağlardan da zengin kaliteli yem maddeleridir.

Türkiye'de konsantre yem sanayinde 60'lı yıllarda 4 fabrika ve yıllık 56 bin ton kapasite ile başlayan üretimin sürekli gelişerek 2005 yılında 631 fabrikaya ve yıllık 15 milyon ton kapasiteye ulaştığı görülmektedir.

Buna karsın günümüzde faal olmayan fabrikaların sayısı da günden güne artmaktadır. 1990 yılına kadar tüm fabrikalar faal durumda çalışırken, bu yıldan sonra faal olmayan fabrikaların oluşması ve günümüze artarak devam etmesi son derece üzücüdür. Ortada enteresan olan bir nokta daha vardır ki, o da bir yandan fabrika sayısı artarken bir yandan da atıl durumdaki fabrikaların sayılarında görülen artıştır.

Ülkemizdeki yem fabrikalarının düşük kapasite ile çalışması, kayıt dışı fabrikaların faaliyet göstermesi gibi faktörler, bu konuda bir planlama yapılması gereğini ortaya koymaktadır.

Konsantre yem üretim miktarı 60'lı yıllarda yaklaşık 6 bin ton iken, 2005 yılında 6,8 milyon tonlara yükselmiştir.

Üretim ülkemizin ekonomik krize girdiği 2001 yılı ve sonrasında yavaş yavaş düşmeye başlamıştır. Eskiden Türkiye'de ağırlıklı olarak kanatlı hayvanlar için üretilen konsantre yemler, bu gün çoğunlukla büyük ve küçük baş hayvanlara yönelik olarak üretilmektedir.

Ülkemizde son yıllarda ekilebilir alanların azlığı nedeniyle konsantre yem maddeleri yönünden dışarıya bağımlılık gittikçe artmaktadır.

Konsantre yem sanayi ithalat değerinin 1998 yılında 319 milyon dolarken, 2005 yılı verilerine baktığımızda toplam ithalat değerinin 881 milyon dolara kadar çıktığı görülmektedir. Yakın geçmişe kadar ithalattan en büyük değeri mısır alırken, günümüzde yerini soya fasulyesi, yem katkıları ve soya fasulyesi küspesine bıraktığı görülmektedir.

Kaba ve Yoğun Yemlerin Karıştırılarak (Malama) Verilmesi

Bilindiği gibi işkembeli hayvanlar, kaba (silaj, ot gibi) ve yoğun yemleri (dane yemler, kepe· küspe, sanayi yemi v.b) tüketirler. Bu yemler, işkembede bakteriler tarafından hayvanın yararlanacağı değişikliklere uğrarlar (bakteri sindirimi). Bu değişiklikten sonra yemdeki besin maddeleri bağırsaklardan emilim yolu ile kana karışır ve süt, et gibi ürünlere dönüştürülür.

İyi bir yemleme için, işkembedeki bakterilerin iyi çalışması gereklidir. Yani, aslında biz hayvanı beslerken bakterilerin istediği uygun ortamı sağlamak, bakterilerin verimli çalışmasına yarayacak yemlemeyi yapmak zorundayız. O halde, sağlıklı bir besleme için, bakterilerin nasıl çalıştığını, ne istediğini bilmek ve bunu sağlayacak önlemleri almayı becermemiz gerekmektedir.

İşkembeli hayvanların tükettiği yemler, işkembede yaklaşık % 10 kuru maddeli bir çorba seklinde bulunur. İnce parçacıklar bu sıvı ortamda dibe çöker, kaba ve hafif olanlar ise yüzer halde ortamda bulunurlar. Yüzer parçalar yutağı uyarır ve yemler işkembeden tekrar hayvanın ağzına gelir. Gelen yemler ağızda tekrar çiğnenir, yani hayvan geviş alır. İnce parçalar ise işkembenin kasılması ile yan mideye geçer ve işkembeyi terk ederler.

Yemler çok ince olurlarsa işkembeyi çabuk terk ederler ve yemlerden yete­rince yararlanılmaz. Unlaşan yoğun yemler veya çok incelmiş kaba yem parçaları işkembenin iyi çalışmasını engeller. Yemden iyi yararlanma olmadığı gibi, hayvanın işkembesindeki asitliğin artması nedeniyle bakterilerin çalışma ortamı da bozulur.

Geviş sırasında hayvan salya üretir. Düzenli yemlenen bir süt ineği günde 9-11 saat geviş getirir ve geviş sırasında 70-80 litre salya üretir. Salya içinde işkembedeki asit ortamını den­geleyen ve bakterilerin iyi çalışmasını sağlayan malzemeler de üreterek, sindirimin dengeli olması sağlanır.

Yemler çok ince parçacıklar halinde ise, yutağı uyaracak ve gevişi sağlayacak malzeme az olduğu için, yeterli geviş olmaz. İşkembede ortamı dengeleyecek salya üretimi de azalır, hazım ortamı bozulur.

Sindirim olayından, bakterilerin istediği ortam (özellikle asitlik düzeyi) sağlandığı ölçüde iyi sonuçlar elde edilir. Bu nedenle yapılacak yemleme, işkembenin asitlik ortamının sürekli olarak uygun olmasını sağlayacak şekilde olmalıdır.

Genel olarak kaba yemler işkembe asitliğini azaltıcı, yoğun yemler ise yükseltici etki yapmaktadır. Yemler birbirinden ayrı verildiğinde, hayvanlar bunları değişik zamanlarda, değişik oranlarda tüketirler. Sonuçta işkembe asitliğinde azalıp çoğalmalar meydana gelir.Hatta hayvanlar seçici davranarak büyük ölçüde yoğun yemleri tüketebilirler. Bu durumda işkembe asitliğinde daha yüksek oranda değişmeler oluşur. İşkembe asitliğinde gün boyu meydana gelen iniş ve çıkışlar, bakterilerin asitlik ortamındaki oynamalardan olumsuz etkilenmesine neden olur. İyi çalışamazlar ve yemlerden yararlanma düşer.

Bakterilerin çalışma ortamında asitlik düzeyindeki oynamalar ne kadar azsa, sindirim olayları o kadar düzenlidir. İste bu nedenle kaba ve yoğun yemlerin homojen (bir örnek) karıştırılarak verilmesi önerilir.

Adeta, hayvanın bir lokması ile ikinci lokmasının oransal yapısı aynı iyi homojen karışım yapıldığında verimde % 15'lere varan artışlar meydana gelmesinin nedeni budur.

Ancak ön koşul, kullanılan römorkun bir örnek (homojen) karışımı gerçekten yapıyor olmasıdır. Dünyada birçok firma yem römorku yapmaktadır. Bunlar değişik türden karıştırma sistemlerine sahiptirler. Bu sistemler; karıştırmada, tartıp ölçmede, güç tüketiminde, kullanma ömründe ve kendi kendine yüklemede farklı özellikler göstermektedir. Bunları irdeleyip incelemek ve ihtiyaca en uygun olanı seçmek gerekmektedir.

Kaba­ Yoğun Yem (TMR) römorkları dikey ve yatay olarak ikiye ayrılmaktadır. Bunlardan dikey olanlar, yatay römorklara göre yeterli homo­jenlik sağlayamazlar. Özellikle homojenliğin çok önemli olduğu kültür ırkı hayvanların yemlenmesinde isteneni tam olarak yerine getiremezler. Güç tüketimleri yüksektir.

Yatay römorklarda farklı karıştırma sistemleri vardır. Bunları karıştırırken en önemli ölçü yemlerin hızlı ve istenen incelikte kıyılıp, karıştırılmasıdır. Karıştırma sırasında yem kitlesinin doğal akış ile karışıyor olması çok önemlidir. Doğal akış hareketi sağlanamadığı hallerde, hem homojenlik bozulur hem de karıştırma zamanı uzar ve güç tüketimi artar.

Yatay karıştırıcı römorklarda da farklı sistemler bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi tek karıştırıcılı (monomikser) sistemdir. Bu sis­temde güç tüketimi yüksektir. Kıyma ve karıştırma zamanı uzun ve karışım homojen­liği geridir. Ayrıca römorkun dip kısmında basınç ve sürtünme çok olduğu için çabuk aşınmaktadır. Karışımın doğal akışı tam olmadığı için, ölü noktalarda karışmadan birikmiş olan materyal kalmaktadır.

Bir diğer karıştırma sistemi üçlü veya dörtlü helezonlu olan karıştırıcılardır. Bu karıştırıcılarda güç tüketimi fazladır. Karıştırma zamanı uzun ve karışım yeterli homojenlikte değildir. Bütün olarak silindirik balyaları kıyıp, karıştıramaz. Doğal akış sağlamak için fazladan helezon bulunduğu için eskiyen parçası fazladır. Kıyıcı düzen yetersizdir.

Bir diğer sistem ise, pedallı karıştırıcı bulunan römorklardır. Karıştırma işlemini yeterli olarak yapmaktadır. Ancak hiçbir kıyıcı düzeni yoktur. Sadece önceden kıyılmış kaba yemleri karıştırabilmektedir.

En modern kabayoğun yem römorku, çift helezonlu ve yıldız kesme bıçaklı, dip kısımda karşı bıçağı olan yatay römorklardır. Bunlar diğerlerine göre %20 oranında az güç harcarlar, karıştırma doğal akışta olduğu için çok homojendir (%99). Az miktarda katılan (katkı maddeleri) malzemeler tam olarak karışır. Doğal akış sağlanması nedeniyle sürtünme az olduğu için uzun ömürlüdür. Büyük silindirik balyaları da bütün olarak alıp, istenen incelikte kıyabilmektedir. Sağ ve sol tarafa yem servisi yapabilmektedir.

Kaba yoğun yem römorklarında işlevsel özellikler olarak programlanabilir kantar ve kesici yükleyici düzen (tiller) de önemlidir. Römorklarda yemleme programını doğru uygulamak için 3 loadcell'li bir elektronik kantar bulunmak­tadır. Bu kantarlar basit olduğu gibi, programlanabilir özellikte de olabilmektedir. Programlanabilir kantar kullanıcı hatasını ortadan kaldırmak için geliştirilmiştir.

Römorka yüklenmesi planlanan yem ham maddeleri, programa kaydedilir. Yem hazırlayan kişi, programa göre yemi yüklerken, yüklemesi gereken miktara yaklaştığında sistemde kesik kesik düdük ses duyulur. Programa göre dolmak üzere olduğunu belirtir. Öngörülen miktar doldurulduğunda ise sürekli düdük sesi ile haber verir. Sıklıkla yapılan yükleme hatalarını engelleme için böyle bir sistem geliştirilmiştir. İstenirse sisteme hayvan basına verilecek rasyon (yem programı) kaydedilir.

Yemlemeci sadece gruptaki hayvan sayısını yazar, sistem otomatik olarak hangi yemden toplamda kaç kg alacağını hesaplar ve aynı uyarıcı yöntemle yem doldurulur. Çok büyük işletmeler isteyecek olursa, ilave bir sistemle yemi hazırlayıp dağıtan kişiyi ayrıca kontrol edebilmektedir. Bu sistemde yapılan tüm yemleme partileri kaydedilir. Yapılan kayıtlar yöneticinin bilgisayarına aktarılır. Her türlü işlem kontrol edilmiş olur. İstendiğinde, römorkların silaj yüzeyini bozmadan keserek kendini yükleyen, tiller ad verilen aygıtları vardır.

Bu aygıtlarla aynı zamanda ipi çıkarılmış balya yığınından ot da keserek yüklenebilmektedir. Römork seçilirken bu sistem dikkatle incelenmelidir. Çünkü ciddi kapasite farkları olabilmektedir. Düşük kapasiteli tiller olması halinde doldurma çok uzun süre almakta ve servis arası uzamaktadır (iş gecikmesi). Tiller kapasitesi römorkun hacmiyle uyumlu ve yüksek olmalıdır.

Her makine seçiminde olduğu gibi, yem römorku seçerken de önce işlevsel özellikleri iyi bilmek gerekir. Yani yapacağınız iş için uygun kapasite, işlem doğruluğu, insan hatasını azaltma ve iş verimliliği iyi hesaplanmalıdır. Sadece fiyat ve hacim esasına göre seçim yapıldığında ortaya çıkacak aksaklık giderilemez. Çünkü ilaveler veya parça değiştirilerek, yem römorkunu iyileştirmek mümkün değildir. Yenisini almak gerekir, bu da çok pahalı bir işlemdir.

 Kaynak: İnfovet, Süt sığırcılığı, 2008

 
 
 
Yeni Sayfa 1
 Copyright © 2006 - 2011 TurkVet ® - Her Hakkı Saklıdır - All right reserved