Genç kardeşim nasılda
güzel yazmışsın yazını..
İdealist, kendinden emin
güvenli ve oldukça da
duygulu..
Elimde değil, yıllar
öncesine götürdün
beni, tam da senin şu an
olduğun yaşlarıma... Sene,
1992. Ankara Üniversitesi
Veteriner Fakültesi... Ve
ben aynı senin gibi
mezun oluyorum, üzerimde
beyaz önlük, yüreğimde
beyaz bir gelecek... En az,
senin kadar idealistim,
senin kadar duygulu...
Ama, gel zaman, git zaman
vakit geçiyor. Günler
bir, bir tükeniyor...
Hayatın asıl gerçekleri
dizilip, karşımızda boy
boy duvarlar örülüyor.
İşsizlik belası devasa bir problem...
Buldun,
buldun, bulamadın evde
tavuk beslersin. O da
köy çocuğuysan. Bir de
komşun, köpeğini getirir;
hayrına bi bakıver
diye. Bakarsın ama, bi
bakarsın, sadece kurusu
kurusuna. Dedik ya
hayrınadır her şey ve
yazılmıştır, sevap
defterine bir yenisi.
Gururlusundur ama gurur
tok tutmaz aç karnını...
Sonra birileri çıkar;
hiç bir şey yapamıyorsan bir
klinik aç der. Zor
zahmet harç borç bir
klinik açarsın. Eski bir
araba
almışsındır. Yakıtını,
mecbur peşin koyarsın
ama nedense, gezmelerin
hep bir veresiyedir.
Mecbursun, çünkü; bu halk
böyle ister. Eh, müşteri
de velinimettir ve de
her daim haklıdır.
Sonra, bir bakarsın ki
30-40 meslektaş her gün
aynı yolları tepip köy
köy, kahve kahve,ev ev
müşteri arıyorsunuz.
Eh, haliyle ayağına kadar
gittiğin bu halk da
senden memnun. Hizmet
götürüyorsun. Sırtında
beyaz önlüğün yüreğinde
beyaz ideallerin. Adam da
oturmuş, kahvede pişpirik
oynuyor. ve öyle rahat ki...
Çünkü, sen varsın,
idealist kardeşim, iyi
ki de varsın.
Sesleniyor sana
oturduğu yerden,
kalkmadan, piştisi yarım
kalır yoksa. Yarım
kalırsa da oyun onda
kalır ve ortadaki 4
çayın parasını vermek
zorunda kalır.
-Paytar, şu bizim eve
gitte şu ineğe bi
bakalım ya! Boğsak mı
ne?
Hangisi demene fırsat
vermeden daha, ağzında
bırakır herşeyi;
-Ya paytar sen bilirsin
onu, hani şu sağdan
ikinci inek, kabak olan yaaa..
Sen gelmiyecek misin?
demene de gerek kalmaz.
-Yengen evde, seslen
çıkar! Der ve gidersin.
Gidersin, çünkü bilirsin
ki sen gitmesen diğer
30-40 arkadaşından biri
nasılsa gidecek, hatta
uçacak. Ekmek aslanın
ağzındadır, kapmak
gerek.
Bazen de sorar köylü
sen kaça yapıyosun? Önce
düşünürsün, fazla olmasın
diye. Devletin sana
verdiği paradan da
fedakarlık yaparsın ama,
yine de hoşuna gitmez
adamın. Çünkü, senden
önce gelen Ahmet, zaten
senin söylediğinin
yarısına, hatta senden
sonra gelecek olan Mehmet, onun da yarısına
yapıyor. Ya çıkacaksın
oradan, gururunla aç
kalacaksın. Ya da müşteri
kaybetmemek adına,
yapacaksın o işi adamın
istediği en makul
fiyattan. Tabii onu da
harmanda almak
kaydıyla...
Ve bu böyle nasıl
başladıysa, bir ömür sürer
gider... Çünkü, üç
meslektaş, bir araya gelip
oturamazsınız. Konuşamazsınız.
Pamukçu,
pamukçuyu sevmez
çünkü! Ekmek, aslanın
ağzındadır ve herkesin
aslan gördüğü, o
meslektaşıdır. Bir
mücadeledir bu, ekmek
aslanın ağzından
kapılacaktır. Bunun için
de her yol mubahtır.
İlaç alırsın, senet
ya da çekle. Arabaya
yakıt alırsın, nakit ya da
kredi kartıyla. Ödeme
tarihleri gelir,
yok. Sana harmanda para vericem diyen şahıs,
harman gelmiş olsa da
parasını
verememiştir. Çünkü,
şehirden ev almıştır, onu ödüyodur.
Ya da çocuk
evlendirmiştir. Ya da
traktörü değiştirmiştir,
en güçlüsünden ve de
yenisinden. 100
milyarları
bulmuştur. Ya da, ne
bileyim, bir hastası
vardır en
azından. Yoktur işte, ya
parası canını mı
alacaksın. Ve sana, kala
kala geriye, birkaç
ticari nasihat ile
ödeyemediğin senetlerin
ve kredi kartlarının
ödeme ihbarnameleri, icra
uyarıları
kalakalır. Öylece bakar, kalırsın.
Halini
gören meslektaşın
üzülmek yerine içten içe
sevinir, utanmasa bir de
göbek atacak ya! Ama
farkında bile değildir,
batan sıradan bir insan
değil, onun bir
meslektaşı ve onunla
batan
mesleği! Yani veteriner
hekimliği batıyor. Beş yıl
süren okul sonrası neler
değişiyor, derseniz,
işte o gün başlar filmin
kendisi...
Önce, 40 kişisinizdir,
belki, sonra bir bir
azalır, yok
olursunuz. Köpeğine
bakmak için gittiğiniz
adama, köpek olursunuz!
Belki ölüp gider bu adam
ama geriden yeni beyaz
önlüklüler hep
geliyor!İşsizlik diz
boyu, eh ekmekte aslanın
ağzında. Öyleyse?
Sevgili beyaz önlüklü
kardeşim! Sana bir abi
nasihatı. Lütfen, üzerindeki beyaz
önlüğün kirlensin, hatta
simsiyah olsun, ama ne
olur, içindeki umudun,
ideallerin, insanlığın
hep beyaz kalsın. Ve ne
olur, karşındaki
meslektaşına iyi bak; O
pamukçu değil. Beş yıl
beraber okuduğun, beraber
gülüp beraber ağladığın,
can dostun
kardeşindir. Utanma, bir
daha bak gözlerinin
içine ve yapabiliyorsan,
yine utanmadan söyle,
onu ne kadar çok
sevdiğini özlediğini!
Aslanı da, ne kadar çok
kişi bir arada olursanız,
o kadar kolay yıkarsınız.
Ben eminim, o aslanın
yuttuğu her lokma,
paylaşmasını bilirseniz,
hepinize yeter.
Öptüm seni idealist
kardeşim!...