Öteki
Biz batı için
"öteki" idik. Yani bizim gelişme
yeteneğiz yoktu. Dinimiz
coğrafyamız karakterimiz buna
engeldi. Biz ancak
sömürgeleşirsek
uygarlaşabilirdik bir miktar. Bu
oryantalizmin kabataslak
ifadesidir ama, bizim bir takım
aydınlarımız da aynı kafadadır.
"öteki" lafzı, bunun için
kötüdür, eski tabirle mezmun'
dur; birilerini adamdan insandan
saymamak gibi bir anlayışı ifade
ettiği için öyledir. Bu normal
"öteki" kullanımının dışındadır,
bir terimdir.
Ama şimdi tuhaf
bir kullanım yeri de açıldı:
"Sen bizi kendinden sayma. Biz
farklıyız, başkayız. Bizi
kendinden sayarak kendin gibi
görerek benim kimliğimi silmek
istiyorsun" itirazları da
modalaştı. Demek ki "öteki"
lakırdısının terim kategorisinde
olumlu bir kullanım yeri de var,
yahut var edilme~ isteniyor.
Öteki saymamak ve kendinden
saymak, bir samimiyet
yaklaşımıdır. , .ı;
Birini "öteki"
saymak, onları bazı haklarından
özgürlüklerden mahrum etmek
amacıyla ve onlar buna layık
değil anlamında ise, elbette
insanlık dışı bir tavırdır.
Bununla beraber, düz ve basit
düşünürsek, bir meşru "öteki"
anlamında hayatımızda yer
vardır. Bazı ciddi farklılıklar
ve ayrılıklar bunu gerekli
kılabilir. Bakıyorsunuz
karşınızdaki insan bambaşka bir
alemin insanı. Bazen bir
yakınımızla, akrabamızla bile
aramızda çok derin farklar,
benzemezlikler hatta uçurumlar
bulunabilir.
Bir Batılı
"Türkler asırlarca Avrupa' da
yaşadı. Mücadele ettik savaştık
ama, aynı medeniyeti de
paylaştık. Paylaştığımız çok şey
oldu tarih boyunca. Onlarda
bizden sayılır" dese ben bundan
rahatsız olmam. Hatta
Yunanistan'da yaşayan
Bulgaristan'da yaşayan Türkler
için "onlarda bizden sayılır"
denilse de rahatsız olmam, hatta
memnuniyet duyarım.
Asimilasyon
denilen olay, birbirinin bazı
özelliklerini törpüleyerek,
kazıyarak, özelliklede de
inançlarını unutturarak
gerçekleştirilen bir olaydır.
İnançlara, inançlarla ilgili
manevi ahlaki ruhi değerlere
dokunulmuyorsa, orada
asimilasyondan fazla söz
edilemez. Asimilasyon bir
kimyevi reaksiyona tabi tutma
işlemidir ve bizim hiç
bilmediğimiz hiç yatkın
olmadığımız bir şeydir. Bizim
bizden saymamız, farklılıkları
yok etmek tavrı değil, birlikte
yaşama iradesi ve mutluluğuyla
ilgili bir sevgi yaklaşımıdır,
bir insanın duyarlılık
meziyetidir. Ve biz bunu çok
yapmışızdır.
Peki ya Türkiye
de yaşayan farklı kültür de
insanlar bizim için "öteki"
olarak yaşamıyor mu? Azınlık
diyerek onları "öteki" olarak
görmüş olmuyor muyuz? Kürtlere
zamanında öteki olarak
davranılmasaydı, Türkiye'de
terör denilen bir şey olur muydu
acaba? Kürt halkına yeterince
imkan sağladık diyenler ne zaman
ne yapmışlar? Geçmişte bu
bölgede eğitime önem verilseydi,
şuan terör olmazdı. Şuan da Doğu
ve Güneydoğu bölgelerinde terör
olayları oluyorsa bunun tek
sorumlusu da biziz. Zamanında
bölge insanlarına "öteki"
damgasını vurmasak, eğitime tam
anlamıyla önem verilseydi şuan
bölgede eğitimci olarak görev
yapan öğretmenlerimiz öldürülmez
şehit olmazdı. Biraz geç kaldık
sanırım Bölge ile ilgilenmek
konusunda. Ama şuan da bir
şeyler yapmazsak ileride,
gelecek nesillere yaşanır bir
Türkiye bıraka bilir miyiz
bilmiyorum.
Okuduğum bir
kitapta bir öğretmenin
güneydoğuda bir mezrada görev
yaparken neler ile karşılaştığı
neler yaşadığı anlatılmış. "Bir
genç köye geliyor. Öğretmen
köyden birisi olduğunu
öğreniyor. Ancak daha önce
nerede olduğunu merak ediyor.
Gence soruyor;
Genç dağda
olduğunu söylüyor ve uzunca bir
muhabbet ediyorlar. Dağdan bir
çatışma sonucu Mehmetçik
tarafından yakalanmış ve itiraf
çı olarak köyüne geri dönmüş.
Dağa nasıl çıktın dediğinde ise
ilçedeki lise öğretmeni aklını
yıkamış ve genç yaşta dağa
çıkmış. Genç dağda iken aynı
öğretmeni kendi çocuğunu da dağa
getirmiş, terörist olarak örgüte
teslim etmiş.
İşte böyle
eğitimcilerinde olduğu ülkemizde
kimse kusura bakmasın benim için
o kişi "öteki"dir. O halini
tedavi etmedikçe de öyle
kalırdı. Gayri meşru, benim
dünyama göre "öteki"dir; önce
korunmam, sonra ıslaha ve
kazanmaya çalışmam gereken bir
öteki.
Asırlar boyunca
Ruslara göre Kuzey Kafkasya
"öteki" olarak kalmıştır. Kafkas
halkları öteki olmaktan
kurtulmak için sürekli mücadele
içinde bulunmuş, ancak Ruslar
onların inançlarını,
kültürlerini, kendi sosyal
haklarını tam anlamıyla
sömürerek "öteki" kimliği
altında değerlendirmiştir.
Avrupa Türkiye'yi
'öteki" olarak gördügünü kim
inkar eder? Türkiye de "öteki"
olarak yaşayan toplumlar
görüldüğü sürece; Rahip Santoro,
Hrant Dink ve Malatya misyoner
katliamları olduğu sürece biz de
onlara göre "öteki" olarak
kalacağız.
Biz herkesi
"öteki" saymışız! Kabullenmek
ağrıma gidiyor doğrusu. Böyle
yapmadık, doğru değil bu demek
istiyorum. Bunu bir tarih
felsefesi ve dünya görüşü
olarak, Batı bize karşı
"oryantalizm" olarak
uygulamışken; böyle bir gerçek
içime dokunuyor. Tam tersine biz
tarih planında "bizden saymak"
açısından fazla iyi niyetli
davranmak gibi hatalara düşmüş
olabiliriz. Ne diyordu yeni
Osmanlılar? "Despot padişahı
devireceğiz. Bir bütün ülke
kardeşliği içinde hepimiz
yaşayacağız." Öyle mi oldu?
Bizden olmadıklarını birileri
çok kısa zamanda yüzümüze
haykırıp, kafamıza danklatmadı
mı? Bizi kendilerinden saydılar
mı? Yoksa "bunların Avrupa'dan
sürülmesi, Avrupa'nın bunlardan
temizlenmesi lazım" mı dediler?
Ölçülü olmayı hiç
sevmiyoruz. Değer ölçüsü
kullanmak bize çok zor geliyor.
Bazı kelimeleri çarpıcı desenler
haline getiren vitrindeki söylem
kumaşlarını modaya göre şeçiyor,
modaya göre kesip biçiyor,
modaya göre kullanıyoruz. Henüz
kelimeden cümleye geçemedik;
cümleler kurarak düşünce
üretmenin çok çok uzağındayız.
TOLGA GÜNDAY
03100078
Bu yazı okuduğum
araştırma olarak yayınlanan
"Ele Geçirilemeyen Topraklar
(Kuzey Kafkasya)"
İsimli eserden ve gerçek
bir yaşam hikayesini anlatan
"Portakalıma Dokunmayın"
isimli itaplardan
esinlenilerek yazılmıştır.
Birebir aynı olarak kitap
cümlesi alınmamıştır.
20.12.2010