AB
Müzakere Sürecinde Türk Tarımı
"Hayvancılık
sektörü en zafiyetli sektör olarak görülmektedir"
Avrupa Birliği ile müzakere sürecine girdiğimiz
dönem itibarı ile Türk tarım ve hayvancılığının durumunun iyi
tespit edilmesi, uyum ve müzakere sürecinde yapılması gerekenler
ile bu süreç sonrasında karşılaşılacak durumun belirlenmesi için
önemli ölçüdür. Bu ölçünün diğer kısmı ise AB ülkelerinin üretim
ve standartları ile DTÖ müzakerelerinin varacağı noktadır.
Avrupa Birliği uzun süredir tarıma sağladığı
desteklerin miktarı ve sistematik uygulaması ile, üreticilerinin
ürünlerine sağladığı pazar güvencesi ve fiyat istikrarı ile
birçok üründe ihtiyacını karşılayan hatta üretim fazlası olan
ülkeler topluluğu haline gelmiştir. Bunun yanı sıra üreticinin
örgütlendirilmesi, ihracat teşvikleri, kırsal alandaki önemli
sosyal destekler, tarımda ve kırsal alanda istihdam edilen
nüfusun oldukça düşük düzeye indirilmiş olması sonucu yapı
güçlendirilmiştir. Sosyal ve istihdam endişelerinin ötesinde
tarım ve hayvancılık stratejik görülen gıda üretiminin ekonomik
ve sürdürülebilir yapılacağı bir sektör olarak öncelikli
desteklenen konumunu korumuştur. Korumacılık ve sanitasyon
tedbirleri ile de bu sektör canlı tutulmaya çalışılmıştır.
Sektörün tamamına yapılan destekler yüksek oranda olması ile
birlikte iklim ve coğrafya itibariyle üretim maliyeti düşük olan
hayvancılığa ayrılan destekler %70 oranında sürdürülmüştür.
Buna karşılık ülkemizde sektörün alt yapısının
oluşturulamamasının ötesinde, sektör kırsal kesimin istihdam ve
sosyal durumunun gölgesinde bırakılacak şekilde ekonomi
politikaları sürdürülmüştür. Zaten kıt kaynaklarla ayrılan
destekler, belirli strateji içerisinde değil, günübirlik
politikalar ve seçim avansları şeklinde olmuştur. Üreticinin,
üretimden pazara kadar olan süreçte örgütlenmesinin sağlanması
40 yıldır kalkınma planlarında yer almasına karşılık sadece
üretim bazında bile sağlanamamıştır.
Ortaya çeşitli zamanlarda konulan adı destek olan
ödemeler, ihtiyaç duyulan ürünlere yönlendirme ve üretimin
devamlılığını sağlamaktan ziyade sektör adına sektör dışına
kaynak aktarımı şeklinde neticelenmiş ve yıllarca benzer
durumlar tekrarlanmıştır. Bu bazen sanayinin desteklenmesine,
bazen inşaat sektörüne bazen da kimya sanayine dolaylı
desteklerin görüntüsü şekline dönüşmüştür.
Bu süreçte hayvancılığa sağlanan destekler,
hayvancılığın tarım içindeki payına, milli hasıla içindeki
payına ters olarak uygulanmış, esas itibariyle de destekten
ziyade köstekten payını almıştır. Yakın tarihe kadar ülkemizde
yerel yönetimlerin narh koyduğu yani fiyat sınırlaması getirdiği
ürünler yalnızca hayvansal ürünler olmuştur.
Hayvancılığa destekler yapılmazken hayvansal
ürünlerin pazar güvencesini ve fiyat istikrarını sağlayacak
iktisadi devlet teşekküllerinin kurulması önemli olmuştur.
Hayvancılığımızı ve hayvan ıslah çalışmalarının desteklenmesine
en büyük katkıyı sağlayacak olan bu kurumlar ise kısa sürede
amacı dışına çıkartılmış, politik amaçlı istihdam yaratan
kuruluşlar şekline dönüştürülmüştür. Bunun sonucu olarak aşırı
istihdamdan dolayı verimli çalışma özelliğini kazanamayan bu
kurumlar zarar ediyor diye ön plana çıkartılmıştır. Nihayetinde
ise makro ekonomik politikanın IMF’ ye teslim edildiği 24 Ocak
1980 kararlarının akabinde, küresel istekler ile zarar ediyor
gerekçesi ile tasfiye süreci başlatılmış, ekonomik boyutu
sınırlı olmasına rağmen öncelikle hayvancılığa hizmet veren Yem
Sanayi, Süt Endüstrisi Kurumu tasfiye edilmiş, EBK çalışamaz
şekle sokulmuş, Veteriner Zootekni Araştırma Enstitüleri
kapatılmıştır. Haralar ve devlet üretme çitlikleri önce KİK,
sonra KİT haline getirilerek hizmet üretmekten çıkartılarak,
iktisadi işletme yapısında devletin tarım ve hayvancılıktan para
kazanması mantığına dönüştürülmüş, sonrasında ise önce faaliyet
alanları kapatılmış, sonra da işletmeler teker teker elden
çıkartılmaya başlanmış, sıra bu işletmelerin sektör dışına
çıkartılmasına gelmiştir. Bu tasfiyeye alternatif yapı ortaya
konulmamıştır.
Bunlara paralel olarak da yine Bakanlık
bünyesindeki üretme istasyonları, araştırma enstitüleri tasfiye
edilmeye başlanılmış bir çoğu kapatılmıştır. Tasfiye operasyonu
bunlarla da sınırlı kalmayarak sağlıklı üretim ve yetiştirmenin
güvencesi olan veteriner kontrol ve araştırma enstitüleri gerek
alt yapı gerekse uzman personel açısından zafiyete sokularak
hizmet üretemez hale getirilmişler daha sonrada bu kurumların
hizmet üretmediği suçlaması yaygın halde, en üzücü şekliyle de
bundan sorumlu yetkililerce irdelenmeye başlanılmıştır.
Netice itibariyle AB müzakere süreci öncesindeki
son çeyrek asırda, son yıllarda daha da artmak üzere tarım ve
hayvancılığa destek sağlayan kurumlar tasfiye edilmiş, ikame
bir sistem oluşturulmamış ve planlı üretimin temeli olacak
üretici ve yetiştirici örgütlenmesi sağlanamamıştır.
Geldiğimiz noktada ise gündeme DTÖ müzakereleri
etkin şekilde gelmiş, her türlü üretimi destekleyici ve uluslar
arası ticarette serbest rekabeti engelleyici tedbirlerin
yasaklanması ile AB müzakereleri aynı döneme gelmiştir. Bunun
anlamı AB ile sınırların kalkacağı, ticaretin serbestleşeceği,
korumanın kalkacağı dönemde fiziki eşitsizliklerle rekabet
konumuna gelmiş oluyoruz. Bu açık rekabet sadece AB üreticileri
ile değil tüm dünya pazarına açılmakla da eş zamanlı oluyor.
Rekabet için start verilmesine kadar geçecek fazla olmayan bir
süreçte fiziki eşitsizliklerin giderilebilme oranı geleceğimizi
belirleyecek en önemli unsur olacaktır.
AB ülkeleri ile rekabet ortamında hayvancılık
sektörümüz en zafiyetli sektör olarak görülmektedir. Bu
zafiyetlerin temelinde yukarıda bahsedilen tersine orantılı
destekleme uygulamaları önem taşırken maliyetlerle ilişkili
farklar her zaman için geçerliliğini koruyacaktır
Büyükbaş hayvan yetiştiriciliğinde en önemli
girdi olan kaba yemi Avrupalı sıfıra yakın üretim maliyeti ile
elde ederken Türk çiftçisi bir yığın toprak işleme ve sulama
maliyeti ile üretecektir. Başka hiçbir faktörü dikkate almasanız
dahi bu başlı başına rekabet gücünü kıracak faktör olarak
yeterli görülmektedir. Hayvan ıslahı, ürün değerlendirme ve
yetiştirici örgütlenmesi, pazar alt yapısı ve pazar maliyetleri
de dengeyi bozan temel konular olarak sıralanmaktadır. Bunların
ötesinde ise yetersiz alt yapı, organizasyon ve kaynak
ayrılmaması yanı sıra Ortadoğu kaynaklı birçok hayvan
hastalığının eradikasyonunun yapılamayışı, sanitasyon engeli ile
hayvancılığın her problemi halledilse bile rekabet şansını yok
eden, geçerli tek neden olacaktır.
Halihazır veteriner hizmetlerinin organizasyon
yapısı ve veteriner kontrol sistemi ile zaten ürünlerimizin AB
ve Dünya pazarına girme şansı bulunmamaktadır. Hayvan
hastalıklarının eradikasyonu sağlanamadığı, veteriner
hizmetlerinin etkin organizasyonu ve veteriner kontrol
sisteminin uyumu sağlanamadığı takdirde sadece ürün ihracatı
sınırlaması ile karşı karşıya kalınmayacaktır. Aslında bunun
temini Türk toplumunun sağlıklı geleceği için şarttır. Daha
sonrasında ise her türlü şart yerine getirilerek uyum
sağlanması, AB’ne üye olunma noktasına gelinmesi durumunda
hayvan hastalıklarının ülkemizdeki durumu bu üyeliğe tek engel
olmaya yeterli olacaktır. O noktaya gelindiğinde ya üyelikten,
ya da hayvansal üretimden vazgeçilerek AB’nin açık pazarı haline
gelinecektir. Gerçi bu tempoyla gidildiğinde hayvancılığın
pazarlığının yapılmasına fazla gerek olmadan zaten yok etmiş
olacağa benziyoruz.
Bu durumda bazı zirai ürünler ile birlikte
hayvancılığın alt üretim kollarının tür, ırk, bölge ve havzalar
itibariyle avantajlı ve olumsuz yönleri irdelenerek analiz
edilmeli, ortaya çıkacak sonuçlara göre bu alt değerlendirme
noktaları için hedefler kısa sürede belirlenmelidir. Müzakere
sürecinde bu hedeflere ulaşacak gerekli organizasyon ve
destekler sağlanmalıdır. Ancak bunu TBMM’de görüşülmekte olan,
pazar güvencesi ve fiyat istikrarı sağlamak gibi bir kavramı
içinde barındırmayan Tarım Yasası ile temin etmek mümkün
görülmemektedir.
Bu bağlamda; kültür ırkı ve melezi süt
sığırcılığı, ekstansif şartlara dayalı yerli ırklar ve melezi
sığır yetiştiriciliği bölge ve havza bazında ayrı
değerlendirilmeli, farklı tedbirler öngörülmelidir. Koyun
yetiştiriciliğimiz ise tamamen ülkemizin coğrafi, iklim ve
sosyal gerçeklerine göre değerlendirilmeli, AB ve DTÖ
kısıtlamaları dışında tutulması mümkün olan, bir kırsal alan
sosyal desteği olarak çobanlık mesleği mutlaka desteklenmelidir.
Kanatlı sektörü ise farklı konumu ile daha kolay
yapılandırılabilir görülmektedir.
Tarım ve hayvancılığa destek sağlayan kurumların
tasfiyesinden vazgeçilerek üretici/ yetiştirici örgütlenmesi
kısa sürede tamamlanarak bu kurumlar örgütlere devredilerek
sektörel desteğin dolaylı da olsa sürmesi sağlanmalıdır.
Her şeyin ötesinde hem halkımızın sağlıklı
geleceği hem de uluslararası rekabetin sağlanabilmesi için
hayvan sağlığının temin edilmesi olmazsa olmaz bir şarttır.
Bunun için gecikilmeden bu şartı yerine getirecek veteriner
hizmetlerinin organizasyonu, alt yapısı ve etkin kontrol sistemi
oluşturulmalıdır.
Dr.Mustafa Altuntaş
TVHB Merkez Konseyi Başkanı
TÜRKTARIM DERGİSİ,
OCAK-ŞUBAT 2006, SAYI: 167