Yaban Hayatı, Yabani Hayvan,
İnsan*
-
Veteriner Hekim Ramazan BOZTEPE
-
Yaban Hayatı Uzmanı
İçindekiler
Önsöz
Yabani
Hayvan
Yabani Hayvanları
korumak
Genel Bilgiler
Hayvan
Koruma Hareketinin Tarihi Kökeni
Hayvan
Korumanın Anlamı ve Kısa Biyografisi
Antik
çağlardan günümüze hayvan koruma ile ilgili bazı kronolojik
veriler.
Mevcut
bazı aktif çalışmalar
Bazı
uluslararası etkin hayvan koruma örgütleri
İhtilaf ve Uyuşmazlık Potansiyeli
Yabani
Hayvan - İnsan ilişkileri
Yabani
Hayvan Davranışlarının Aktüel Durumları
Hayvanlar
kiminle hesapları olduğunu biliyorlar
Davranışlar
yanlış yorumlanmaktadır
Yabani Hayvan
Menecment
Yabani Hayvan ve Hayvanat Bahçeleri (Zoo)
Yabani
Hayat ve Yasam Alanları
Genel Bilgiler
Yabani hayatla ilgili bazı bilimsel tanımlamalar
Yabani Hayat ile ilgili çalışmalar
Yabani Hayat
ve Ekoloji
Genel bilgiler
Biyolojide Ekoloji kavramı
Populüst anlam itibariyle ekoloji kavramı
Araştırma malzemesi olarak çevrebilim kavramı
Ekolojinin sınıflandırılması
Yaşam Alanları Menecment- Yabani Hayvanlar – Uluslararası
sorumluluklar
Sonsöz
Literatür
Önsöz
Bireysel
ve ulusal enerjilerimizin bir takım dönemsel gündemlerle heba
edildiği günümüz Türkiye'sinde ne yazık ki dışımızdaki dünyada
olup bitenleri çok yüzeysel, spekülatif ve günü kurtarma
temelindeki yönelimlerle geçiştirmeye zorlanıyoruz. Dünya
uygarlığının beşiği kabul edilen coğrafyamız ve birçok tarihsel
ilklere öncülük etmiş olan ulusumuz böylesi bir duruşu hiç mi
ama hiç hak etmemektedir.
Günümüz gelişmiş toplumları geleceklerini kurtarma amaçlı ciddi
yoğunlaşmalar yaşamaktalar. Ve özellikle bozulan ekolojik
dengelerin yol açtığı ve açacağı negatif etkileri asgariye
indirmeye yönelik önlemler bu yoğunlaşmaların başında
gelmektedir.
İşte tam bu noktada yabani hayat, yaban hayvanları ve insan
üçlüsünün kendi aralarındaki ilişki düzeyleri başarıda kilit rol
oynayacaktır.
Fakat bu konu güzelim ülkemizde bilimsel olma kaygısından çok
uzak yani deskriptif (tasviri...) bir içerikten yoksun, bağımsız
ve instanziv (mercisel...) bir perspektiften uzak bazı yüzeysel
tartışmalarla sınırlı bir duruş sergilemektedir.
Son bir kaç yıldır çokça tartışılan; zoonos hastalıklar,
biyoterör, gıda kaynaklı sorunlar, tarımcılık, ormancılık vb
gibi bugün ve gelecekte toplumların kaderini belirleyecek
kavramsal sorunlar nasıl çözülecek? Türünden soruların yanıtı
biraz da kendimizi ve çevremizi tanımakla ortaya çıkacaktır
belirlemesi çok önemsenmeli ve interdisipliner, pragmatik ve
reliabitiv araştırmalar teşvik edilmelidir.
Ülkemizin genelde ekolojik dengeler özelde ise yabani hayat ve
yabani hayvan konularında çok ivedi olarak verilendirme
çalışmalarına yönelmesi çok hayati bir öneme haizdir. Bu konuyla
ilgili prognoz çalışmaları başlatılmalı ve inspritiv bir anlayış
ve axiome bir yaklaşımla çok ciddi analizler yapılmalıdır.
Deskriptif ve normatif anlamdaki uluslararası intersubjektif
bir bakış açısıyla deduktiv ve induktiv metotlarla kapsamı ve
öncelikleri tespit edilmiş projeler ortaya konulmalı ve her
anlamda etkin kılınmasına yönelik teşvik edici programlar
geliştirilmelidir.
Ülkemizin bugününde ve geleceğinde çok önemli olduğunu
düşündüğüm ekolojik dengelerin sağlanmasına hizmet anlamında
daha önceki yıllarda yaptığım bazı çalışmalarımın kısa özetleri
ile ülkemize hizmet temelindeki sorumluluklarım gereği katkı
sunma kaygısıyla kaleme aldığım bu makalemin bazı değerlerimizin
verifikationu ve falsifikationu yapılmış verilendirme
calışmalarına kapıyı aralayacağını umut etmek istiyorum.
1.)
Yabani
Hayvan
Yabani yaşam şekline sahip evcilleştirilmemiş hayvanlara genel
olarak yabani hayvan adi verilir.
1.1.1.)
Genel Bilgiler
Birçok yabani hayvan türü yok olmakta ya da yok olmakla karşı
karşıya bırakılmış durumda. İnsanların yaşadıkları yerleşkelerde
birçok yabani hayvan nesli tükendi ve tükenmekte. Ve çılgınlık
derecesine varan doğal alan katliamları yaşanmakta ve bunun
doğal sonucu olarak da insan dışındaki canlıların ihtiyaçlarına
yanıt olabilecek yasam alanları hızla küçülmektedir.
Birçok devlet geleceği kurtarma adına bir takım yasal
düzenlemeler yapmakta ancak bu anlamda kastedilecek çok
yolumuzun olduğu da bir başka realite olarak önümüzde
durmaktadır. 1961 yılında kurulan „World Wildlife Fund (WWF)”
adlı organizasyonun dünya ölçekli desteğiyle günümüzde birçok
koruma alanları kurulmakta ve birçok doğa koruma kanunları ile
bir takım önlemler alınmaya çalışılmaktadır. Örneğin birçok
gelişmiş ülkede „yabani bitki kökenli enerji üretimi“ ve „tarım
amaçlı arazi kullanımlarına alternatif projeler geliştirmek
suretiyle tür çeşitliliğini koruma“ gibi çok önemli çalışmaların
bilimsel temelde gündemleştirilmiş olmaları gelecek adına
önemsenmesi gereken projelerdir.
Peki, günümüz insanı, hayvanlarla ilişkilerinde nasıl bir
faktiv (reel) duruş sergilemektedir? Bir yandan; Hayvancıklar
efendiciklerinin ya da hanımefendiciklerinin sevgi dolu
kucağında ya şımartılmak ya da insanlaştırılmaya çalışılmak
suretiyle beraber yasıyorlarken! Öbür taraftan; tavalarımızdaki
pirzola nereden geliyor sorusunu sormaktan bile sakınan bizler!
derin donduruculardaki ambalajlanmış etleri alma
kolaycılığımızla ve yıllardır sancılı tartışmalara konu olan
intensiv hayvan yetistiriciligi (besiciliği) teşvik eden edimsel
duruşlarımızla ve bunun doğal! Sonucu olacakta; toptan ürün
talebelerimizle toptan hayvan katliamlarını arz haline
getirmekteyiz ve bizler bu yasamºal arenadaki asil aktörler
olarak yarışlarımızla övüne duralım, bozulan ekolojik dengeler,
kendimizin ve dışımızdaki canlıların geleceğini tehdit eden
zoonoslar... Gibi birçok konsequenz durumun kabulüne kendimizi
hazırlamalıyız.
1.1.2.) Hayvan Koruma Hareketinin Tarihi
Kökeni
1931 yılında Toslana eyaletinin başkenti Florenz (ital,.Firenze)
şehrinde gerçekleştirilen ve ilk hayvan korumacı olarak kabul
edilen Franz von Assisi (Franz von Assisi ; Franziskus von
Assisi, lat.: Franciscus de Assisi ya da Franciscus Assisiensis;
asil ismi Giovanni Battista Bernardone; 1181/1182 - 3.Ekim
1226,). Miniorite (ezilen..) Kardeşler Tarikatı "lat. ordo
fratrum minorum, lat. ordo fratrum minorum conventualium" ve
Klarisse Tarikatının "Kadınlar Tarikatı" kurucusu olarak ismi ön
plana çıkmış ve roma-Katolik kilisesince kutsal kabul edilen bir
kiºiliktir Ayrıca Gubbio adlı eserinde kuşların ve kurtların
predige özelliklerinden bahsetmesiyle ilk hayvan korumacı olarak
kabul edilmiş ve hayvanların ve de Veteriner Hekimlerin koruyucu
meleği olarak kabul edilir.) adına atfen düzenlenen uluslararası
hayvanları koruma konferansında onun meşhur kutsal konuşmasını
yaptığı gün olan 4 Ekim dünya hayvanları koruma günü ilan
edilmiştir.
1.1.3.) Hayvan Korumanın Anlamı
ve Kısa Biyografisi
Hayvan koruma; insanlar tarafından tek tüm hayvanların acı ve
ızdırap çektirme, zarara uğratmayı engellemeye yönelik
geliştirilen aktivitelerin hayvanların ihtiyaçları temelinde
koordine ve düzenlenmesi olarak tanımlanabilmektedir.
Hayvan koruma aktivistleri bireyleri ve onların huzurlu
yaşamasını hedefine koyarken hayvan hakları aktivistleri
hayvanlarla insanların eºit muamele görmesi gibi eğilimleri ön
plana çıkararak insanların hayvanlardan kendi bireysel çıkarları
için kullanmasını reddetmektedir. Bu nedenledir ki bu iki akımı
kavramsal anlamda da olsa birbirinden ayrı
değerlendirmek gerekir.
İnsanlığın kültür tarihinde çok eskilere dayanan insan - hayvan
iliºkileri, hayvanların saygınlık anlamındaki muamelelerine
tanıklık edildiğini bilmekteyiz. Öyleci Tanrı figürlerinin bile
hayvan figürleri ile izahatına birçok arkeolojik buluşta
görebilmekteyiz. Ve hatta günümüzde bile birçok dini inanışta
hayvanlara bir kutsiyetlik atfedildiğine tanıklık edebilmekteyiz
(Hinduismus, Jainismus, Buddhismus...)
„Konzept der Ehrfurcht vor dem Leben; Yasamdaki huşu konsepti"
adli ünlü çalışmasıyla insan hayvan ilişkilerindeki etik soruna
göndermeler yapan Albert Schweitzerden, Karl Barth, Fritz
Blankes, Eugen Drewermann gibi bir çok din bilginin hayvan
korumaya temel teşkil eden kavramsal öğretilerine
rastlanmaktadır. 
1.1.4.) Antik cağlardan günümüze hayvan
koruma ile ilgili bazı kronolojik veriler
1.) Vetegeteriyan yaşam eksenli görüşlerle Pythagoras, Plutarch
2.) Roma hukukunda hayvanlara eºya muamelesi yapılması
3.) Naturalismus fikriyle Rene Descartes
4.) Sorumluluklarımız konseptiyle Immanuel Kant
5.) Hayvan hakları düşüncesiyle Arthur Schoppenhauer
6.) 18. yüzyıllın sonlarına doğru "Society for the Prevention of
Cruelty to Animals (SPCA)," adiyla Ingilterede ilk hayvan koruma
yasası
7.) 19 yüzyılda "Vivisektion" karşıtı hareketler
8.) Ve daha sonraki dönemlerde Avrupa Birliği kürsülerindeki
tartışmalara varan oluşumsal yapılanmalar.
9.) vb... gibi

1.1.5.)
Mevcut bazı aktif çalışmalar
Günümüzde daha etkin ve somut alanlarda bir takım yetkin
ifadelerle daha aktif çalışmalar yürütülmektedir. Örneğin:
1.) Hayvancılık la ilgili eylemsel çalışmalar
2.) Hayvan nakli ve Hayvan kesimleri konusu
3.) Yetiştiricilik ve kürk hayvanları
4.) Av ve avcılık
5.) Balıkçılık ve balina avcılığı
6.) Pet hayvanları yetiştiriciliği
7.) Hayvan ve eğlence amaçlı yönelimler
8.) Hayvan deneyleri
9.) vb... gibi

1.1.6.)
Bazı uluslararası etkin hayvan koruma örgütleri
1.) Animal Liberation Front ,1976
2.) Animals' Angels ,1998
3.) Humane Society of the United States ,1954
4.) International Fund for Anima Welfare ,1969
5.) People for the Ethical Treatment of Animals ,1980
6.) Vier Pfoten ,1988
7.) vb... gibi...
Kaldıracın kısa kolunda yer alan biz insanlar sırf kendi
geleceğimiz için de olsa hayvanlarla olan iliºkilerimizi
harmonik bir dengeye oturtmalıyız. Ve bu hiçte zor olmayacaktır.
Mesela herkes kendi ailesi içinde "yiyeceklerimizin kaynağı
nedir" sorusunu sorsa birçok kilit sorunun çözümüne giden kapı
aralanmış olur.
1.2.) İhtilaf ve Uyuşmazlık Potansiyeli
Yabani hayvan ve yabani hayatı koruma ve geliştirme çalışmaları
toplumsal ve bilimsel birçok çelişki - uyuşmazlık benzeri
konflikt potansiyellerin mevcudiyeti nedeniyle oldukça
zorlanılan bir alan.
Burada mevcut bazı uyuşmazlık nedeni birimleri sıralamak
gerekirse:
- Toplum ve toplumsal önyargılar
- Uzman çevreler ve bunların içinde bulundukları görüş
ayrılıkları
- Farklı felesefik dimensiyonlar
- …
1.3.) Yabani Hayvan - İnsan İlişkileri
Yabani hayvan, yabani hayat ve insan yeryüzünün zenginlikleri
olarak kabul edilmekle birlikte bunlar arasındaki iliºkilerde
eşeyin olumlu şekillendiğini söylemek ne yazık ki çokta mümkün
değil.
Yani:
- Bazı yabani hayvanlar (fare, sıçan, alageyik, atmaca, gri
balıkçıl, kabuk böceği vb gibi…) ihtiyaçlarını (gıda ihtiyaçları
gibi) temin temelinde bazı zararlara sebebiyet verebilmekteler
Ve bundan dolayı da insanlar tarafından cezalandırılmakta ve
hatta öldürülmekteler.
- Büyük yırtıcı hayvanlar insan ve onların evcil hayvanları için
tehlike olabilmekte
- Bazı yabani hayvanlar hastalık yayabilmekte. (parazitler,
kuduz, malarya…)
- Arazilerin tarım ve ormancılık gibi mono kültürel temelde
bilinçsiz kullanımları neticesinde arzu edilen yeterlilikte
doğal komponente (unsur, birey…) yaşamlarını sürdürmeleri
temelindeki imkânlar kısıtlanmaktadır.
- Modern tarım da kullanılan kimyasal maddeler (gübreler,
pestisitler, herbisitler…) yaban hayvanların gıda zincirine
zarar vermekte ve endüstri artıkları, atik sular çevreyi
kirletme temelinde yine aynı şekilde doğal dengelere zarar
vermektedir.
- Yabani hayvan yaşam alanları insanlar tarafından zevk ve hobi
amaçlı aktivitelerinin mekânları olarak kullanılabilmekte ve
bunun sonucu olacakta mesela gürültüye duyarlı hayvanların
böylesi alanları terk etmesi yaşanabilmektedir
- Birçok hayvan trafik kazaları ve yüksek gerilim hatlarının
verdiği zararlar neticesinde ölmekte / öldürülmekte.
- Kültür arazileri çok hızlı bir değişim yaşamakta ve hayvanlar
buna uyumda zorlanmakta
- Yabani hayvanlara gıda ve hammadde kaynağı olarak zararlar
verilmekte.(avcılık, balıkçılık…)
1.4.)
Yabani Hayvan Davranışlarının Aktüel Durumları
Son yıllarda katıldığım birçok uluslararası seminerde yabani
hayvanlarda aggressivitet (saldırganlık…) eğilimi başta olmak
üzere artış gösteren reagiere (tepkisel…)davranış değişiklikleri
(bozuklukları) en önemli diskurs (bilimsel tartışma…);olarak
karşımıza çıkmaktadır. Yani yabani hayvanların insanlara yönelik
saldırıları reagire bir karakterde artış eğilimi göstermektedir
şeklindeki tespitler birçok bilim çevresini kaygılandırmaktadır.
Yabani hayvanların özellikle insanlara karºı tehlike boyutuna
gelmiş tepkisel reaksiyonları, insanların bu durumu hafife
alıyor olmaları ve yabani hayvanların şahsında kendini açığa
çıkaran stres, intelligenz ve bilinç varyasyonlarının göz ardı
edilmesi; trajedilere zemin hazırlamaktadır. (özellikle Ayı,
Fil, Kaplan, Aslan, Kurt, Köpek Balıkları, Timsahlar…)
Bilhassa timsahların insanlara yönelik saldırganlıklarındaki
artıº; dikkat çekici boyutlara varmış durumda. Örneğin Tayvanlı
bir veteriner hekimin kendi timsahı tarafından kolundan
ısırılmış olması ve Amerikalı bir adamın çocuklarının ve eşinin
gözleri önünde bir fil tarafından kaçırılıp öldürülmesi
seklindeki trajediler (Daily Telegraf ) birçok uzman çevreyi
düşündürmektedir.
Filler doğaları gereği vegetaryandırlar ve buna rağmen insanlara
saldırmaları ve öldürmelerinin nedeni açıklanabilir bir durum
değil. Burada ºu soruyu sorma gereği çıkıyor ortaya, „Acaba
bilinç sahibi oldukları büyük oranda kabul gören hayvanlar yasam
alanlarını yerle bir edenin insan olduğunu kavrama evrimine mi
zorlanıyor?“ ve „Acaba hayvanlar tek düşmanlarının insanlar
olduğunu mu anladılar?“ Yani çocuklarımızın odalarında oyuncak
hayvanlar olarak insanlaştırılmaya çalışılan hayvanlar
insanlaşmaya karşı bir bilinçsel tepki içerisindeler mi? Kim
bilir…
İnsanlara karşı saldırgan eğilim gösteren ebetteki sadece
filler değil. Dünyanın birçok coğrafyasından (Kanada, Amerika,
Avrupa, Kolombiya, Uganda…) gelen haberlerde aslan, tilki, kurt,
ayı, şempanze, köpek balığı gibi birçok hayvanın insanlara
saldırdığı ve ölümcül yaralanmalara sebebiyet verdiğini
öğreniyoruz. Ve hatta yapılan bazı araºtırmalarda 2000 yılından
bu yana meydana gelen köpek balığı saldırılarındaki statiksel
saldırılar 20.yüzyılın son 50 yılı içerisinde görülen olayların
toplamının iki katı olduğu tespit edilmiş durumda.
Bu durum daha çok Animal-Human konflikt (çelişki) olarak birçok
yönlü yorum ve tartışmamalara neden olmaktadır.
1.4.1.)
Hayvanlar kiminle hesapları olduğunu biliyorlar
„Yüzyıllarca hayvanların duygusuz, refleks yoksunu, güdüsel
hareket eden makineler olduklarına kendimizi inandırdık ve bu
aptalca, tehlikeli ve işlerimizi kolaylaştıran bir bakış açısı.
Hayvanlarla ilgili araştırmalarımız bize gösteriyor ki, hangi
species olursa olsun birçok konuda yanıldık ve birçok kereler
gördüklerimize inanamadık. Çünkü ister türler arası ilişkilerde
olsun ister düşman, av, yaralanma ve stres anlamında olsun
hayvanlar emotional (duygu ağırlıklı) davranış ve çok iyi bir
hafızaya sahipler“ (Ethnolog Marc Bekoff, University of Colorado
ögretim üyesi)
Belki de gerçekten Darvinizmden kalan tek doğru; insanin gıda
zincirinin bas halkası ve evrimin sivrilen baş tacı olduğu
seklindeki tespitlere yoğunlaşmamız gerkliliğidir. „eğer
beynimizin emotional duyusal yaşamlara varisi milyonlarca yıl
sürmüşse, neden ayni şey hayvanlar için söz konusu olmasın?“ (Bekof).
Kesinlikle bu anlamda Sayın Bekoff`a katılıyorum. Yani bilim
adamlari hayvanların duygu sahibi olup olmadıklarını değil
onların nasıl ve ne hissettiklerini araştırmalılar seklindeki
genel belirlemeler dikkate alınmak zorundadır.
Kaldı ki Neurobiyoloji bizlere hayvanların da insanların sahip
oldukları duyusal reaksiyonlara benzer davranışlar gösterdiğini
yani beynin ayni bölgesinde ve benzer hormanal salgılarla
işlevsel bir sisteme sahip olduğunu göstermektedir.
Hatta birçok hayvanin intelligent (düşünme…), hafıza ve
emotional heyecanlar gibi disiplinler anlamında insandan daha
ileri boyuttaki bir özellik sahibi olduklarını düşünüyorum.
Mesela; İngiliz neurologlar bir koyunun yüzleri tanıma anlamında
müthiş gelişmiş bir hafızaya sahip olduklarını ortaya
çıkardılar. Yine Bristol üniversitesinden tarım profesörü John
Webster; „bir hayvanin ömrü süresince 4–5 iyi arkadaşı olduğunu
ve ayni şekilde reaksiyon göstermekten çekinmedikleri düşmanları
olduğunu“ tartışma götürmez açıklıkta ortaya koymuştur. Ayrıca
birçok çiftçi bile ineklerinde ve atlarında böylesi özellikleri
çok rahatlıkla gözlemleyebilmektedir.
1.4.2.) Davranışlar yanlış
yorumlanmaktadır!
Paul McDonald gibi birçok araştırmacı bizlere yakin ve bir o
kadar da uzakta yasayan zom aleminde her anlamdaki insanlaştırma
ve öyle yorumlama seklindeki yaklaşımlarımız konusunda ciddi
uyarılarda bulunmaktadırlar
Biz insanlar hayvanlardaki davranış biçimlerini yanlış anlama ve
yorumlama temelinde fiktiv interpretionlar (bilincli yanlis
yorumlama…) sergileme konusunda spontan (kendiligindenlik…) bir
egilim icindeyiz. Kendi aralarinda arzusal güçleri eksenli
dengeleri sağlamış hayvanlar âlemini anlamak istemeyen biz
insanlar onlardaki saldırgan reaksiyonlar temelindeki tepkilere
de bir anlam veremeyiz ve insan yiyen yırtıcıların romantik
tarifleri bile artik canimizi sıkacaktır.
Artik „Kaplan, aslan, köpek baliği ve timsahlar alfa ve
zirvedeki yırtıcı hayvanlardır. Bunlar alfa grubudur çünkü büyük
yiyen yaratıklardır ve biz insanlar en kolay elde edilecek et
kaynaklarıyız, En üst zirvedeki hayvanlardır çünkü bunlar en
uçta gıda piramidinde yerlerini çoktan almışlar. Bundan
dolayıdır ki kurdukları güce dayalı revirlerini korumak için
egemenliklerini sürdürmek istiyorlar. Doğaldır ki bu anlamdaki
yer ve mekân kayıplarına çok duyarlı bir reaksiyon
göstereceklerdir“ (Araştırmacı - yazar David Qummen „Kaplanların
Gülümsemesi adli kitaba) benzeri yaklaşım ve yorumlar bizleri
düşündürmelidir
Bir krokodili oltanın ucuna çekemeyen insan onun doğal
kaynaklarını yok etmekle kendi kaynaklarını da kurutmaktadır… 
Bütün canlılar sahip oldukları / olmaları gereken doğal yasam
ortamında ihtiyaçlarına uygun yasama hakkına sahiptir.
Ortak yasam perspektifiyle „hayvan – insan çelişkilerini“
azamiye indirmek ve yabani hayati düzenleme proje ve
çalışmalarında „nasıl bir yabani hayvan menecment?“ sorusunu
yanıtlamak can âlici bir öneme haizdir.
Klasik anlamda yabani hayvan nüfusunun kontrol ve manipülasyonu
anlamına gelen yabani hayvan – menecment“; işlevsel yönü
itibarıyla, insan ve hayvan ihtiyaçları eksenli adaletli çözüm
projelerini geliştirmek ve amaca yönelik bilimsel perspektifler
geliştirme seklinde tanımlanır.
Hayvanların ve insanların geleceği birlikte paylaşma ve kurma
imkânlarının analiz calışmarında bilimsel projelerin gerekliliği
gerçekten günümüz ve yarınlarımızın kurtarılması anlamında çok
kritik bir safhaya gelmiştir. Günlük yaşamımızda ki her herhangi
sıradan bir olaya bakışta bile bunu çok rahatlıkla
gözlemleyebilmekteyiz. Yani yabani hayvanlara „yasam hakki
tanımalı mıyız?“ ya da „sosyolojik ve politik anlamda buna ne
kadar hazırız?“ gibi sorular, bence yabani hayvan
araştırmalarında önemli bir yer tutmalıdır.
Yabani hayvanların doğal ortamlarının oluşturulması ya da
olanlarının korunmasına yönelik çalışmalarda oluşturulacak
menecment: Her şeyden önce yerelden genele yönlendirilecek bir
koridor sistemini esas alan ve ayni ortamları paylaşması
düşünülen mahallî insan ve hayvan topluluklarının kendi
aralarındaki konfliktleri (çelişkileri…) çözmeye yönelik
projeler seklinde olmalıdır... Çünkü yabani hayvan öznelinde
yapılacak her türlü çalışma, öngörülen birimlerdeki insan
topluluklarının onayından bağımsız olamayacaktır. Yani
geliştirilecek her adimi söz konusu birimlerin onayından
geçirmeyi esas alan ikna etme çalışmaları önemsenmeli ve
insanların çıkarlarını gözeten her türlü araç ve gerecin
geliştirilme zorunluluğu görülebilmelidir.
Yabani hayvanların davranış biçimleri çok iyi incelenmeli ve
insanlara çok iyi anlatılmalıdır. Ayrıca yabani hayvanlara neden
yasam hakki? Benzeri izahatların yani sıra, ayni zamanda insan
topluluklarının sergileyebileceği korku, endişe vb. psikolojik
çelişkilerin giderilmesi çalışmalarına yönelik tedbirler de bu
tür projelerde Realsize edilebilirliği teşvik edecektir.
Yabani hayvanlara yasam koridoru oluşturma çalışmalarında; biz
insanlar adeta çelişkileri törpüleyen bir pozisyonda yer
almaktayız ve çevreye hâkim olma alışkanlığımızla hareket edip,
adeta kendi geleceğimizin karartılması noktasında kendimizi
tehlike aktörü olarak öne çıkarmaktayız. Böylesi duruşlarımızın
doğal bir sonucu olacakta yabani hayvan menecment
araştırmalarını yürüten birimlerin hayvanlardan daha çok
insanlarla uğraşmaları zorunluluğunu bir paradoks olarak ortaya
koymaktadır.
İnsanların ve yabani hayvanların beraber yasama projelerinde
alınacak her türden önlemi bir bütünlük içerisinde ele almak;
kabul edilebilirlilik ve gerçekleştirilebilirlilik sansını
önemli ölçüde artıracaktır. Yani kompromiss (uzlaşma…) anlamda
hazır olma çok hassasiyetle ele alınmalıdır
Bu yönlü projelerde bilgi anlamında hazır olma, mahallî gruplar
bazındaki çelişki ve ihtiyaçlar anlamındaki ön hazırlıklar,
yabani hayvanlar hakkında gerekli bibi/bilgilendirmeler, yabani
hayvanların davranış ve ihtiyaçlarına uygunluk ve bütün bunların
doğal uygulanabilirlilik sansı gibi araştırmalar sosyal,
ekonomik ve biyolojik interdisipliner bir diskurs`u (tartışma…)
zorunlu kılmaktadır.
Basarîli bir yabani hayvan menecmente aranabilecek önemli
bazı kriterler şunlardır:
- Sorumlu devlet daireleri çok iyi bir ön hazırlık
yapmalı ve bununla ilgili politik duruşlarını anlaşılır
kılmalıdır
- Sorumlu devlet daireleri şeffaf olmalıdır
- Proje öncesi ve sırasında çok iyi bir basın -yayın
çalışması yapılmalıdır
- Proje kapsamındaki hiçbir ilgili birim suiistimal
edilmemelidir.
- Sosyal, kültürel ve ekonomik durum çok iyi analiz
edilmeli ve faaliyetler çok iyi gözlemlenmeyebilmelidir.
- vs…

1.6.)
Yabani Hayvanlar ve Hayvanat Bahçeleri (Zoo)
Yabani Hayvanların biz insanlarla kontrollü ortak yasam
alanlarını paylaşım geleneği çok eskilere dayanmaktadır.
Yaklaşık 3 bin yıllık tarihi bir geçmişi olan bu ilişkiyi gerek
yabani hayvan barınakları ve gerekse hayvanat bahçelerinin (ZOO)
yaptıkları birçok araştırmadan biliyoruz.
Bunlar arasında Cin`deki "intelligentia park i" en tarihi olanı
unvanına sahiptir ve bunun dışında eski mısırdaki hayvan
barınakları ve Romalılar döneminde "Campagna"lardaki fil
yetistiriciligi de bu mana da önemlidir. Ve daha sonralari yeni
cagla birlikte bugünkü hayvanat bahcelerinin de temellerini
olusturan bir çok yabani hayvan bahcesi ve zoo kuruldu.
Yani yabani hayvan bakimi günümce ait bir oluşum değildir Hatta
"homo sapiens" dönemine kadar uzanan bir geçmişten söz etmek
bile mümkündür; kal diki evcilleştirilme tarihini de başka türlü
izah edemeyiz.
Bugünkü ev hayvanlarının atalarının da yabani hayatta ait
oldukları gerçeği kendi basına bizi böyle bir yoruma götürür.
Eğer biz hayvanat bahcelerini insan - yabani hayvan ilişkileri
ikileminde ele alırsak yabani hayvan bakımının 10.000 yıllık bir
tarihi geçmişinin olduğunu söyleyebiliriz.
Ancak günümüz hayvanat bahcelerinin amacı ile "homo sapiens"
dönemindeki yabani hayvan bakımının amacı arasında tamamen tersi
bir durum vardır. Modern Zoo`larda "homo sapiens" dönemden
günüce kadar süregelen insan menseli bu anlamdaki olumsuzlukları
tersine çevirme amaçlanmaktadır diyebiliriz. Yani yetiştirme
alanında yapılan çalışmalar, genetik variabilitenin azami
seviyeye çıkarılmasına yönelik çalışmalar ve de her türlüsünden
evcilleştirmenin yol açtığı olumsuzlukların giderilmesine
yönelik çalışmalar bugünkü modern Zoo`laf için en önemli
öncelliktir.
Hayvanat bahceleri (Zoo) dün olduğu gibi bugünde önemlerini
korumaktadırlar. Onların yabani hayati anlama/anlatma
fonksiyonları ve yabani hayvanları tanıma ve onlarla ilgili
insanda oluşmuş önyargıları yok etme eylemliliği çok önemli bir
değerdedir.
19 yüzyılda daha çok hayvanlar alemini merak temelinde
perspektiflere sahip olan Zoo`lar gecen yüzyıllık süre
içerisinde özellikle Hedigerin 1942 yılında biyolojiye
kazandırdığı "Hayvanat bahceleri biyolojisi; (Tiergartenbiologie)"
kavramı bu konuda radikal görüşler ortaya çıkardı. Özellikle
ikinci dünya savasından sonra nesli tükenmekte olan hayvanlar ve
hayvanat bahcelerinin görevleri gibi kritik belirlemeler masaya
yatırıldı. 1970`in ortalarından itibaren bu konudaki tartışmalar
legislativ tarzda ele alınmaya başlandı Ve bunların neticesinde
Washington çeşitliliği (hayvan ve bitki türleri) koruma
anlaşması (WA) ratikative (vücut bulmak vs.) edildi.
Ve daha sonralari CITES (Convention on International Trade in
Endangered Species of Wild Fauna and Flora) olarak değiştirildi
ve birçok uluslararası hayvanat bahceleri yöneticisi ve
dernekler, ve de uzman kurum ve organizasyonların aktif
çalışmalarıyla karara bağlanan birçok kararname ve yönetmelikler
devletleri bağlayıcı tarzda kanunlaştırıldı ve nihayetinde AB
normları bünyesinde birlik üyesi ülkeleri de bağlayıcı kanunlar
ve yönetmelikler (EU-Zoorichtlinie). Olarak yasalarda yer aldı.
Tabiî ki bütün bunlara paralel olarak hayvanat bahcelerime amaç
ve tüzüklerine anlamına uygun olarak değiştirip kendi birlik ve
organizasyonlarını güçlendirdiler. Ve birçok resmi kurum ve
kuruluşlarla olan organik bağlarını güçlendirip NGO`larla (Non-
Governmental Organization) çok sıkı işbirliklerine girdiler.
Hayvanat bahceleri maceramız yolculuğuna devam ederken doğadaki
tür ceşitlliğindeki erimede hızından bir şey kaybetmiyor ve
adeta tehlike canlarını çalmaya devam ediyor. Ve sırf emational
(duygusal) anlamdaki önlemlerde türlerin çeşitliliğini korumaya
yetmiyor. Yapılan birçok tartışmalar daha çok emationel bir
muhtevaya sahip ve faktiv (reel) önlemlerden uzak ve
antropomorph bir karekter tasimakta. Ve bundan dolayda
uygulanabilirlikleri reel olmaktan çok uzak kalıyor.
Burada asil ihtiyaç duyulan daha çok bilimsel araç ve gereç ve
de bilgi alışverişini koordine eden daha aktif organizasyonlar
ve de kamuoyunu bilgilendiren geniş kapsamlı enformasyon ağları
temel ihtiyaç olarak bu günden yarına pratiğe geçmelidir
Ebetteki şimdiye kadar sergilenmiş birçok değerli çabayı
görmezlikten gelemeyiz bilakis onların pratik uygula marina
kendi penceremizden her türlü desteği vermeye devam edeceğiz.
Tabiî ki burada AB hayvanat bahceleri yasalarını (EU-
Zoorichtlinie) görmezlikten gelemeyiz bilakis bunlar yabani
hayatin en önemli kazanımlarıdır. Burada sorun bunların pratikte
işlevsel kılınmasıdır. Ve biliyoruz ki böyle bir durumda vitrin
vazifesi gören hiçbir hayvanat bahcesi isletme izni alamayacak
sadece yabani hayati kurtarmayı kendilerine amaç edinen Zoo`lar
mevcudiyetini koruyacak. Yani tür çeşitliliğinin mazi olduğu gün
geldiğinde sadece aşağıdaki 4 temel prensimi kendilerine amaç
edinmiş hayvanat bahceleri hayatımızdaki varlıklarını sürdürüyor
olacaklar
1.
Eğitim: İnsanlar yabani hayvan, yabani hayat ve biotope gibi
konularda süreklilik arz eden bicimde bilgilendirilmelidir.
2.
Dinlenme
3.
Tür çeşitliliğini koruma: Nesli tükenmekte olan ya da olma
tehlikesi ile karsı olan yabani hayvanları bünyesine almayı
temel ilke edinmeli buna uygun bakim sistemlerini oluşturup
geliştirmelidir.
4.
Araştırma. İn-site anlamdaki projeler araştırılmalı ve de
böylesi bilimsel çalışmalar desteklenmelidir. Hayvan bakim
koşullarının maksimum seviyede tutulması için aktuel
araştırmaların ışığındaki bir sürekliliği içleştirmelidir.
Tabii olarak bu amaçların gerçekleşmesinde küçük hayvanat
bahceleri yetmezlikler yasayacaklar ve de yasıyorlar. Bu anlamda
tam da bu noktada kendilerini tür çeşitliliğinin korunmasında
yetkin, sorumlu gören her organizasyon (Mesela: EAZA "European
Association of Zoos and Aquaria", EEP "European Endangered
Species Programmes" gibi...) bu anlamdaki çalışmalara aktif
destek sunmalıdırlar.
Kaldı ki bu tür organizasyonların sorumlulukları RIO
Konventionunda ayni yönde acık seçik tanımlanmış ve
bağlayıcılığı vurgulanmıştır. Ebetteki bunlarda yeterli değil.
Öyleci hayvanat bahceleri adeta cehre ve çevrelerini radikal
anlam da değiştirme sorumluluğu ve de zorunluluğu ile karsı
karşıyalar. Yani "sırf koleksiyoncu zihniyet" artik "state of
the art" olmaktan çıkmıştır. Belki ziyaretçi çekme amaçlı
(ekonomik amaçlı) böyle bir şeyi kendisini halen dayatıyor
olabilir, fakat bu Zoo`lari canlılar müzesine dönüştürmeyi hakli
kılmaz. Yani hayvanat bahcelerine alınacak hayvanlar herşeyden
önce Zoolarin ihtiyacından değil yabani hayatin korunmasına
yönelik bir amacı önüne koymalıdır. Böylesi bir durumda hangi
hayvan türü? Ve neden? alınacak tür nasıl ve nerede bakılacak?
Gibi sorular olmaksa olmazından bilimsel olarak
cevaplandırılması gereken temel kritikler olmalıdır
Ben burada "statü of THA art" kavramını öneminden dolayı biraz
açmak istiyorum. Yani hayvanların konulacağı acık ve kapalı
alanların etnolojik, çevreyle ilgili, genetik, fizyolojik vb.
bilimsel değeri olan verilere uygunluğu tartışmaya yer
vermeyecek açıklıkta uygun olmalıdır. Günümüzdeki bilimsel
değerlerin yol göstericiliğinde yaban hayvanlarının hayvanat
bahcelerinde de olsa onların doğal ortamlarına gerek botanik ve
gerekse de büyüklük (hacim) anlamında uyumluluk içerisinde
olması gerekir. Günümüzde bazı Zoo`larin bu tespitlere uygunluk
arz eden mevcudiyetice bu planlama ve tespitlerin
uygulanabilirlik derecesini artırmaktadır.
Fakat bu; yabani hayvan bakimi şartlarının sadece "Disney Touch"
olacağı anlamına gelmez bilakis yabani yasam ortamının bazı
Sünni yapıilanmalarla da giderilebileceği imkânlarda göz ardi
edilmeyecektir. Burada temel amaç hayvanların repertoirel
davranışlarını yasayabilecekleri doğal yasam ortamlarının
maksimum dereceye getirilebilme perspektifinin olmasıdır.
"State of the art" kavramı ayni zamanda klasik anlamdaki Zoo
anlayışını da mahkûm etmektedir. Yani Zoo`lar artik bireysel
agiere olma durumlarını terk etmeliler. Zoologlar, Biyolog lar
artik kendilerini enternasyonal işbirliği ve bilgi alışverişi
kollektivismusuna entegre etmeliler ve bu anlamda dünya çapında
bir perspektifin sahibi olarak hayvan biyolojisi merkezli
işbirliklerine hazır olmalılar ve de botanik bahceleri,
üniversiteler, yabani hayati araştıran birimler vs. birçok kurum
ve kuruluşla kooparativ çalışmaları önlerine koymalıdırlar. Ve
hatta bu anlamda Zoo`lar neden kendi projelerini "in - situ"
olarak ele almasınlar
Elbette şimdiden birçok -botanik bahceleri ve hayvanat bahceleri
kombinasyonlu- Zoo`lar umut veren basarîli çalışmalar
yürütmektedirler. Mesela: Wilhelma in Stuttgart, Paignton in
England, Zoo Singapur bunlardan sadece bir kaçıdır. Zoo Zürich
deki Masoala evi, ya da Tiergarten Schönbrunn deki Regenwald evi
Botanik - Zoologie Kombinationunun en verimli yenilikleri olarak
görülebile Çünkü bu projelerde arka plandaki en temel amaç
hayvan ve bitki ortak yaşamının yabani hayati tanıma ve realize
etme yönündedir.
Kaldı ki hayvan bitki koevolutiv kombinasyonunun evolutiv
yasamın motoru olduğu gerçekliği de göz önüne alındığında ve de
insanların da ziyaretçi statüsünde bu kombinationda yerini
aldığıca eklendiğinde bu tür projelerin önem ve ehemmiyetleri
kesin kez ortaya çıkacaktır.
Zoo`lar amaçlarına uygun gelişim ve değişimi yasamak zorundalar.
Burada New York, Cincinatti, Vancouver, Emmen gibi yerlerde
doğa-tarihi müzesi - Zoo kooperasyonları amacına uygun basarîli
çalışmalar yürüten hayvanat bahceleri olarak gösterebiliriz.
Bunlardan New York takı Bronx Zoo daki Kongobölümü görülmeye
değer çok basarîli bir synthese hayat vermiş. Bu kombination`un
yarattığı efekt büyük bir çeşitlilik göstermektedir:
Mesela:
Tabii ki yukarıda anlatmaya çalıştığım bazı doğruya evirilme
basarîsi göstermiş projelerin, küçük hayvanat bahcelerinin
vasıflarını yitirdiği ya da yitireceği seklindeki bir sonuca
yorumlanması yerinde bir belirleme olmayacaktır. Çünkü yabani
hayati yasama, yaşatma ve koruma anlamında her türden irili
ufaklı yabani hayvan birimleri kendi kaynakları ölçüsünde büyük
isler başarabilirler. Benim burada izahatını yapmaya çalıştığım
şey amaç ve amaçlara uygunluk prensipleridir.
Bizler hepimiz bu çerçevede sorumluluklar ve zorunluluklar
sahibi olma durumundayız.
Mesela nesli tükenmekte olan hayvanları korumaya almak yabani
hayvanlar ile ilgili bilgilendirme çalışmaları yapmak ve de
onların yasam koşullarını insanlara (ziyaretçi) hissettirmek
yapabileceklerimizin en asgarisi olmalıdır.
Yani ister küçük olsun ister büyük olsun her hayvanat bahcesi
yukarıda bahsini ettiğim 4 temel sorumluluğu benimsemeli ve
gereklerini yerine getirmenin çabasını sergilemelidir. Burada
kendisine ekolojik-sistem temelinde stratejiler oluşturmuş olan
WAZA - (World Association of Zoos and Aquariums - Conservation)
yabani hayvanlarla uğrasan her birimin kendine rehber edineceği
bilimsel bir organisation olduğunu özellikle vurgulamak
istiyorum. Bu birimle olan organik ilişkilerin yabani hayat
anlamında teşvik edici motifler yaratacağı faktiv bir olgudur.
Bu temelde gerek in-situ ve gerekse ex- situ bicicilerinde yaban
Hayvanlarını koruma projeleri mevcut bilimsel veriler ışığında
optimal ize edilmelidir. Ayni şekilde yabani yasama hazırlama ve
katkı amaçlı yaban hayvani yetiştirme programları WAZA felsefesi
merkezli yürütülmesi çok önemlidir. 
2.)
Yabani Hayat ve Yasam Alanları
2.1.) Yasam Alanları
Yabani hayvanlar daha çok vahşi ormanlarda yasamaktalar. Yani
insanların dokunamadığı, giremediği alanlar güvenlikli yasam
alanları olarak tercih edilmektedir. Ne yazık ki insanlar
tarafından islenmiş, kendi ihtiyaçları temelinde sekil verilmiş
arazilerin Ergün çoğalarak büyümesi beraberinde yabani
hayvanların yasam alanlarını küçültmekte ve bunun sonucu
olacakta yabani hayvanların gerek tür gerekse sayısal anlamdaki
popülasyonları azalmakta ya da yok olmaktadır.. Bundan dolayıdır
ki yabani hayvanların yasam alanları ile ilgili ihtiyaçları
temelindeki proje ve araştırmalar yoğunluk kazandırılmalıdır.
Her şeyden önce onları düşmanlarından koruyacak, gıda
ihtiyaçlarına yanıt olabilecek, üremelerine olanak sağlıyacak
yasam alanları yaratılmalıdır.
2.2) Yabani
Hayat Etimolojisi ve Tanımı
2.2.1.) Genel Bilgiler
İlk olarak 15 yüzyılda değişik tanımlamalarla izahatı yapılmaya
başlanan yabani hayat kavramına 17 yüzyıl ile birlikte
cofrayadan cografyaya ve hatta kültürden kültüre farklılık
gösteren tanımlamalar geliştirilmeye çalışıldı. Mesela; „terk
edilmiş alanlar“, "issizlik, çöl“, "insansız yerler“, „vahşi
ormanlar“ gibi kavramlarla izah edilmeye çalışıldı.
Günümüzde daha çok „bozkır“, „çöl, sahra“, balta girmemiş
orman“, „fundalık“, „bataklık“ gibi kavramlarla tanımlanmaya
çalışılmaktadır. Ancak bazı negatif tanımlamalar da yapılmıyor
değil mesela; „verimsizlik“, issizlik“, „faydasızlık“, „sürgün“,
„kültürsüzlük“ vb gibi…
1872 yılındaki bilimsel tanımlama ihtiyacı ortaya çıkıncaya
kadarki sürede çok değişik tanımlamalar yapıldı. Günümüzde bu
anlamdaki mevcut önyargılara yanıt olma temelinde bazı
etimolojik tanımlamaları burada zikretme gereği duymaktayım.
Acımasız, karışık, yabanileşmiş, yolunu sasırmış hayat (Luther);
Orman kanunlarının ve kargaşanın hâkim olduğu hayat (Schambach);
Huşu ve dehşet arasındaki gerilim, şaşkınlık ve ürperme, tutku
ve telaş, özlem ve korku, esenlik ve çaresizlik. (Wolfgang
Scherzinger) ya da aldatıcı, yanıltıcı maddelestirme (Roderik
Nash)
Yaban hayati ile ilgili tarihsel negatif / pozitif
tanımlamalardan anlıyoruz ki biz insanların yabani hayata
karşıtlık temelindeki duruşumuz çok derin tarihi köklere sahip.
Öncüllerimiz yabani hayati kültürlü olmanın zıt anlamlısı
tehlikeli ve kontrol edilemeyen yasam sahaları olarak görmek ve
tanımlamak istemişler.
Günümüzde bir çok insan yaban hayati görsel yazılı basından
tanıdığı için böylesi manupulasyonlara oldukca yatkin bir yapi
icerisinde. Kaldı ki yabani hayata çıkarlar temelinde karşıt
pozisyondaki insan kaynaklı birimlerin hakim mevcudiyetleri de
hesaba katıldığında bu konudaki çalışmaların pozitif evirilme
anlamındaki basari şanslarıda o anlamda zor olacaktır.

2.2.2.) Yabani hayatla ilgili bazı bilimsel tanımlamalar
- Convertion International`a göre Yabani Hayat:
Başlangıçtaki vejetasyonunun %70 den fazlasını koruyabilmiş,
yüzölçümü
1000.000 ha
dan fazla olan, bir km² sinde 5 insandan az yasayan yasam
alanları yabani hayat yasam alanları olarak tanımlanır. Bu
tanıma göre dünyada toplam 37 yabani yasam alanı mevcuttur.
- International Union of Conservation Natüre göre
Yabani Hayat:
Asli karakterini koruyabilmiş, biyolojik çeşitliliği mevcut,
bozulmamış yasam alanları dinamiğine sahip, sürekli
yerleşkelerle morfolojik yapisi değiştirilmemiş olan ve koruma
ve menecment programlarla karakteri korunabilen geniş, aslına
uygun ya da çok az değişim göstermiş alanlar yabani yasam
alanları olarak tanımlanır.
2.2.3.)Yabani Hayat ile ilgili çalışmalar
Yabani hayatin mevcut yapisi ve kategorisine göre primler ve
sekunder olarak iki bölüm altında inceleme yapmanın anlaşılır
olmayı kolaylaştıracağını düşünüyorum.
1.)
Primler yabani hayat:
Burada amacı asmama anlamında sadece bazı genel konu
baslıklarını vermekle yetineceğim
- Kalite kontrol çalışmaları: Yerleşkelerin durumu,
vejetasyon, faydalılık değerleri…
- Indigene nüfus tespit ve araştırmaları