Yakın geçmişte 1980 ve sonrası IMF güdümlü, küresel
tekellerin isteği doğrultusunda yürüyen makro politika, bu kaos
ortamının gelişmesine katkı sağlamaya devam ediyor.
Bu politikanın temel esaslarının başında etkin kurum
ve kuruluşlar öncelikle zayıf duruma düşürülüyor, işe yaramaz hale
getiriliyor. Kurumların etkinliğini kaybettirenler bu defa bu
kurumların hiç bir işe yaramadığı propagandasını aşılıyor ve bu
kurumları yok etmenin memlekete büyük hizmet olduğunu söylüyor! Daha
sonra da kahramanca bu hizmeti yerine getirerek görüntüde memleket
için gerçekte küresel patronlar için görevlerini yapıyorlar.
Bu süreci akıllıca takip edenlerin bu oyunun
farkında olmaması mümkün müdür? Bu gelişmeleri alkışlayanların sesinin
çok çıktığı, yanlışların kanıksandığı ve artık sıradan bir doğru
olarak yorumlandığı da bir gerçektir.
Bu gelişmelerden Tarım Bakanlığı Merkez ve Taşra
birimleri, Tarımsal KİT'ler paylarını fazlasıyla aldılar. Sadece bizim
sektörümüzle kalmadı. Tüm stratejik kurumlar nasibini aldı, almaya da
devam ediyor.
Peki sadece kamu kurumları mı nasibini aldı?
Siyasi parti yapılanmaları almadı mı?
Sivil toplum örgütleri ne hale getirildi?
Meslek örgütlerinin, sendikaların etkinliği ne oldu?
Bu gelişmelerin hiç birisi tesadüfi değildir!
O nedenle günümüzde kurumların itibarını,
şahsiyetini, gücünü korumak, mensuplarının ve yöneticilerinin en
öncelikli görevi ve işidir. Bunu sağlamadan kurumların iş
üretebilmesi, doğru iş yapması mümkün değildir. Yapılan işler de saman
alevi, sabun köpüğü gibi parlar ve kaybolur.
Mesleğimiz açısından da durum farklı değildir.
Mesleği ve mensuplarını temsil eden kuruluşun yasası vardır.
Yönetmeliği vardır. En yetkili organı olan Büyük Kongre Kararları
vardır. Yasa ve yönetmeliklerin gereği yayınlanması gereken
yönergeleri vardır.
Meslek Örgütünün yönetim organı olan Merkez Konseyi
Yasa, Yönetmelik, Büyük Kongre Kararları ve yönergeler çerçevesinde
görevini yerine getirir. Tüm organları, mesleki kuruluşlar ve meslek
mensupları da bu çerçevede meslek örgütünün etkin olması için üzerine
düşeni yapar. Gerektiğinde uyarılarda ve eleştirilerde bulunur.
Aksi tutum ve davranışların mesleğe ve ülkeye fayda
sağlaması söz konusu olmaz. Ancak günübirlik hoşnutluklar, günübirlik
menfaatlerle kaos ortamında günler geçer.
Bu arada kendimiz çalıp oynarken kendimizi de
alkışlamayı ihmal etmeyiz.
Sonuç ortada.
Maksadımız polemik yapmak, laf olsun diye eleştirmek
değildir. İfadelerimizin çok kişiyi üzeceğini de biliyoruz.Bunları
ifade etmeyi hasbel kader üzerimize düşen bir sorumluluk olarak
görüyoruz.
Kurumlar kimliği ile, kişiliği ile hedeflerine yönelik ilkeli hareket
ettiği sürece kazanım sağlayabilir.
İş yapılan yerde hatalar mutlaka olur. Bunları önemsemiyoruz. Ancak
kimlik, kişilik ve ilkelerin çiğnetilmesine ve çiğnenmesine seyirci
kalmayı doğru bulmuyoruz.
Yanlışları alkışlamak ise yanlış yapmaktan daha
tehlikelidir. Bu alkışlara kanmak ise çok daha vahimdir.
Her veteriner hekim, başkalarını bahane etmeden bulunduğu konumun
gereğini yerine getirse problem kalmaz.
Günümüzün yaygın hastalığı iş yapıyor görünmektir.
İş yapmamaktan da kötüdür. Çünkü umut ve heyecanı yok eder.
İş yapmaya kalkmadan önce kurumsal kimliğimizi
öğrenelim ve koruyalım, kişilikli ve ilkeli hareket tarzını
benimseyelim.
Aksi halde yaptığımız; iş değildir, yapıyor görünmek
veya yanlış yapmaktır. Kimseye yarar sağlamaz.
Daha kaliteli bir gelecek dileğiyle...24.04.2008
Dr. Mustafa ALTUNTAŞ