İslam'ın
Hayvanlar Alemine Bakışı
Doç.
Dr. İsmail KARAGÖZ*
Diyanet İşleri Başkanlığı
Varlık âleminin bir parçası
olan hayvanlar, insanlar gibi yer kürenin sakinleridir.
Doğar, büyür ve yaşarlar; ot, et, su ve benzeri gıdalarla beslenirler
ve ömürleri tükenince ölürler. İki, dört ve daha fazla ayaklı
olanları,
çeşitli renkte bulunanları,
uçanları,
yüzenleri, sürüngenleri,
denizlerde ve toprak içinde yaşayanları mevcuttur.
Anne-baba-yavru ilişkisi,
toplu yaşama
ve tehlikelerden korunma bilinçleri vardır. İçgüdüleri, hisleri ve
algıları ile hareket ederler, varlıkları tanır, ses ve davranışlara
tepki verirler.
Her biri evrende bir görev
üstlenmiştir. Allah'ın kendileri için verdiği bu görevi yaparlar,
isyanları söz konusu değildir. Genel olarak var oluş sebepleri,
insanlık âlemine çeşitli şekillerde hizmet etmektir.
1. HAYVANLAR İNSANLAR
İÇİN YARATILMIŞTIR
İslam’a göre insan,
en mükemmel varlıktır. Toprak, hava, su, deniz, güneş, ay, yıldızlar,
gezegenler, bitkiler, ağaçlar, meyveler, sebzeler, gece ve gündüz gibi
hayvanlar da, insan için yaratılmış, insanın hizmetine sunulmuştur:
"Göklerde ne var yerde ne
varsa hepsini Allah’ın sizin hizmetini-ze verdiğini, görünen ve
görünmeye nimetlerini size bolca verdiğini görmediniz mi?"
"(Allah), göklerdeki
her şeyi, yerdeki her şeyi kendi lütfu ile sizin hizmetinize verdi.
Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.
Varlıkların insanın
hizmetine sunulması ile ilgili Kur'ân'da 17 âyet vardır.
Kur'ân'da hayvanların bizim
için yaratıldığı bilidirilmektedir:
"Görmediler mi ki biz onlar
için, ellerimizin eseri olan hayvanlar yarattık da onlar bu hayvanlara
sahip oluyorlar. Biz o hayvanları kendilerine boyun eğdirdik. Onlardan
bir kısmı binekleridir, bir kısmını da yerler. Onlar için bu
hayvanlarda (daha pek çok) yararlar ve içecekler vardır. Hâlâ
şükretmeyecekler mi?"
"Allah, size evlerinizi
huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek göç
gününüzde, gerek ikamet gününüzde kolayca taşıyacağınız evler; onların
yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar
yararlanacağınız ev eşyası ve geçimlikler meydana getirdi."
"Hayvanlarda sizin için
elbette bir ibret vardır. Onların içlerindeki sütten size içiririz.
Onlarda sizin için daha birçok faydalar da vardır ve onlardan yersiniz
de"
"Allah,
bir kısmına binesiniz, bir kısmını da yiyesiniz diye sizin için
hayvanları yaratandır."
"Haramlığı size okunanların
dışında
bütün hayvanlar (etleri) size helal kılındı."
"Hayvanları da yarattı.
Onlarda sizin için bir ısınma ve birçok faydalar vardır. Hem de
onlardan yersiniz."
Ayetler açıkça hayvanların
insan için yaratıldığını, insanın hizmetine sunulduğunu beyan
etmektedir. Dolayısıyla insanlar; hayvanlara hizmet etmez, aksine
onları hizmetinde kullanır, etinden, sütünden, yününden, derisinden ve
gücünden yararlanırlar.
Tavuklar bizim için yumurta
yapıyor, arılar bizim için bal üretiyor,
inekler bizim için süt veriyor,
koyunların yününden biz faydalanıyoruz. Hayvanların etinden,
derisinden ve gücünden biz istifade ediyoruz
Bunlar, Allah'ın bize birer nimetidir.
"Hem
binesiniz diye, hem de süs olarak atları, katırları ve merkepleri de
yarattı. Bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratır.
2. İSLAM, HAYVANLARA
SEVGİ VE MERHAMETİ EMREDER
Allah; hizmetimize
sunduğu hayvanlardan yararlanmamızı isterken onlara karşı sevgi ve
şefkat ile davranılmasını da istemektedir. Çünkü hayvanlar, Allah’ın
yaratıkları olması hasebiyle değerli varlıklardır. Kur’ân’da hayvan
adını taşıyan 7 sure vardır: Bakara, En’âm, Nahl, Neml, Ankebût,
Âdiyât ve Fil. Kur'ân'da; sığır ve davarlar anlamında "en'âm",
kara hayvanları / kurbanlık hayvanlar anlamında "behâim",
ayrıca çeşitli vesilelerle deve, sığır, koyun, keçi, domuz,
kuş,
karınca,
köpek,
örümcek,
at, katır, eşek,
bal arısı
ve fil
isimleri geçmekte, insanlar gibi hayvanların da birer ümmet olduğu
bildirilmektedir:
"Yeryüzünde gezen her türlü
canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi
birer ümmettir."
Kur'ân'da; imanları
uğuruna toplumdan kaçıp bir mağaraya sığınan Ashab-ı Kehf ile birlikte
köpekleri de anılmaktadır.
Süleyman peygamberin kuşdilini bildiği, karıncaların kendi
aralarındaki konuşmalarını anladığı, cin ve insanlarla birlikte
kuşlardan ordusunun olduğu, Hüdhüd kuşunun Süleyman (s.a.s.)'a Sebe
ülkesinden haber getirdiği, Süleyman peygamberin bu kuş ile Belkıs'a
mektup gönderdiği bildirilmektedir.
Hayvanlar Allah'ı tesbih
ederler, kendilerine verilen görevleri yaparlar:
“Yedi
gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Hiçbir
şey yoktur ki, onu hamd ederek tespih etmesin. Ancak, siz onların
tespihlerini anlamazsınız."
"Göklerde
ve yeryüzünde bulunan kimselerle, sıra sıra (kanat çırparak uçan)
kuşların Allah’ı tespih ettiğini görmez misin? Her biri duasını ve
tesbihini kesin olarak bilmektedir. Allah onların yapmakta olduğu
şeyleri hakkıyla bilendir."
Allah'ın birer varlığı
olmaları, insanlara hizmeti etmeleri ve kendi lisanı halleriyle
Allah'ı tespih etmeleri, tabiatta kendilerine verilen diğer görevleri
yapmaları hasebiyle sevgi ve şefkate layıktırlar, insanlar gibi bir
takım hakları vardır, bu hakların korunması gerekir.
Pek çok çeşidi ile karada ve
denizde yaşayan hayvanlar; tabiatta birer denge unsurudur, azlığı veya
çokluğu, çeşitli yaratılışları, küçük veya büyük, evcil veya vahşî
oluşları hep birer hesabın ve hikmetin sonucudur. Hayvanlar âlemindeki
dengenin bozulması veya hayvanların yok olması doğada ve çevrede
olumsuz sonuçlar doğuracağı ve insanların hayatlarını sıkıntıya
sokacağı bilinen bir gerçektir.
Bu yararlarından dolmayı
olmalı ki Allah, insanda hayvan sevgisi var etmiştir:
"Kadınlar, oğullar, yük yük
altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle
arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının
geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır"
anlamındaki ayet, bu gerçeği ifade etmektedir. İnsanda doğuştan var
olan bu sevgi, kişilerin eğitimi ve yetişme tarzına göre
gelişebileceği gibi körelebilir de. İnsan sevgisi de böyledir.
Allah'ın yaratıklarına
sevgi, merhamet ve şefkat göstermek; Allah ve Peygamberin bir emridir.
İslâm’ın merhamet anlayışı, yeryüzündeki bütün canlıları kapsayacak
niteliktedir. Yüce Allah,
"O,
rahmet etmeyi kendi üstüne gerekli kılmıştır”
anlamındaki ayette, yüce Allah, merhameti zatının
en önemli niteliği olarak bildirmektedir. Yüce kitabımız Kur'ân,
âlemlerin Rabbi olan Allah’ın “Rahman” ve “Rahîm” olduğunu ifade eden
ayetlerle başlamaktadır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)'i de
âlemlere rahmet olarak göndermiştir:
"(Ey Muhammed!) Biz
seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."
“Allah rahmeti yüz parçaya
ayırdı. Doksan dokuz cüzünü kendi katında tuttu. Bir tek parçasını
yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça sebebiyledir ki yaratıklar
birbirine merhamet ederler. (Öyle ki) at, bu merhamet sebebiyle
süt emen yavrusuna zarar vermemesi için ayağını kaldırır.”
Merhamet;
kalpteki acıma duygusudur, bu duygu; insanı varlıklara karşı duyarlı
ve lütufkâr olmaya sevk eder. Özellikle müslümanın hem insanlara hem
hayvanlara karşı çok merhametli olması gerekir. Çünkü merhamet onun
imanının gereğidir. Peygamberimiz, müminlere merhametli olmalarını
tavsiye etmekte ve merhametli olanlara Allah'ın da merhamet edeceğini
bildirmektedir:
“Merhametli
olanlara Allah da merhamete eder. Sizler yeryüzündekilere karşı
merhamet edin ki, semada bulunanlar da size rahmet etsinler."
"Ancak şakî / azgın olan
insan, merhametten yoksun olur."
Sadece insanlara değil,
yaratılış gayesini gerçekleştiren ve insanlara hizmet veren hayvanlara
da merhamet edilmesi gerekir. Hayvanlara merhamet edene Allah
mükâfatını verir ve onu bağışlar:
Peygamberimiz (s.a.s.);
ahlaksızlık batağına saplanmış bir kadının, bir köpeğe acıyıp yardım
etmesi sebebiyle Allah’ın af ve merhametine mazhar olduğunu
bildirmiştir:
"Kötü yola düşmüş bir kadın,
sıcaktan dilini çıkarmış bir su kuyusunun etrafında dolaşan bir köpek
gördü, kuyuya inip çizmesiyle su aldı ve köpeği suladı, bu yüzden
bağışlandı."
Hayvanlara şefkat ve
merhamet edenden Allah razı olur. Bir gün Peygamberimiz (s.a.s.)
ashabına şu olayı anlatır:
"Yolculuk eden bir adam çok
susadı, bir su kuyusu buldu, kuyuya indi ve su içip çıktı. Kuyudan
çıkınca sıcak ve susuzluktan dilini çıkartan ve ıslak toprağı yalayan
bir köpek gördü. Adam, 'bu köpek de anlaşılan benim gibi çok susamış'
deyip su kuyusuna indi, mestine su doldurdu, mesti ağzı ile tutup
kuyudan çıkardı ve köpeğe suyu içirdi. Allah, bu adamı övdü ve onu
bağışladı. Ashab,
-"Ey Allah'ın Elçisi! Bu
hayvanlara yaptığımız iyilik sebebiyle bize sevap verilir mi? diye
sorar. Peygamberimiz,
-“Her can taşıyan varlığa
yapılan iyilik için sevap vardır” buyurdu."
İnsana yapılan iyilik ve
yardımlar Allah katında çok değerli ve sevabı mucip olduğu gibi
hayvanlara yapılan şefkat ve merhamet, onlara bakmak, yiyecek ve
içecek vermek de sevaptır, Allah'ın razı olduğu bir davranıştır.
Yukarıda zikrettiğimiz iki hadis ile Peygamberimiz insanları
hayvanlara karşı duyarlı olmaya ve onlara merhamet ile muamele etmeye
teşvik etmektir.
3.
HAYVANLARA EZİYET ETMEK ZULÜM VE GÜNAHTIR
Hayvanlara şefkat edip
onlara bakmak sevabı gerektiren bir davranış olmasına karşılık onlara
kötü davranmak, dövmek, işkence etmek, öldürmek, aç ve susuz bırakmak
da zulüm, günah ve cezayı gerektiren kötü bir davranıştır.
Bir insan bir hayvanı
sözgelimi bir kediyi evinde alıkoysa ama ona yiyecek ve içecek
vermese, nihayet kedi ölse ne olur? Günah işlemiş olur mu? Allah bu
insanı cezalandırır mı? Evet, bu insan günah işlemiş olur ve Allah bu
kimseyi cezalandırır. Peygamberimiz (s.a.s.)'in şu hadisleri bunun
açık delilidir:
"Bir kadın
kedi yüzünde azap edilmiştir. Çünkü bu kadın; kediyi hapsetmiş ne
yedirmiş ne içirmiş ne de kırlarda kendi karnını doyurması için
salıvermiştir."
"Bir kadın kedi yüzünden
cezalandırılmıştır. Çünkü bu kadın, ölünceye kadar bu kediyi
hapsetmiş, bu yüzden cehenneme gitmiştir. Kadın bu kediyi hasetmiş ne
yiyecek vermiş ne de su, kırlarda karnını doyurması için serbest de
bırakmamıştır."
Biz insanlar, bizim için
yaratılan hayvanların etlerini yemek için o hayvanı usulüne uygun
olarak eziyet vermeden keseriz. Bunda bir vebal yoktur. Ancak küçücük
bir hayvanı bile haksız yere öldüren kimseye kıyamet gününde Allah
hesap sorar. Peygamberimizin şu sözleri bu gerçeği ifade etmektedir:
"Kim serçe ve daha küçük bir
kuşu haksız yere öldürürse kıyamet gününde Allah onda hesap
soracaktır" buyurmuş. Sahabenin; "Ey Allah'ın Elçisi! Kuşların hakkı
nedir?" diye sorması üzerine de; "Onların hakkı, usulüne göre kesip
etini yemek, başının koparılıp atılmamasıdır" buyurmuştur.
Hz. Peygamber;
"Kim bir serçeyi abes yere
öldürürse bu kuş, kıyamet günü Allah şikâyet eder; 'Ya Rabbi! Filan
kimse beni boş yere öldürdü, bir yarar için öldürmedi' der"
buyurmuştur.
Bu hadislerden anlıyoruz ki
biz bir kuşu avlayabilir, eziyet etmeden onu kesebilir ve etini
yiyebiliriz, ancak zevk için, keyfi olarak silah, sapan, taş ve
benzeri bir şey ile öldüremeyiz, hapsedemeyiz, böyle bir davranış
vebaldir, günahtır.
Peygamberimiz (s.a.s.);
hayvanların dövülmesini, aç veya susuz bırakılmasını, yarışma
düzenleyerek onların dövüştürülmesini, güçlerini aşan ölçüde yük
taşıtılmasını tasvip etmemiş, bu tür davranışlarda bulunanları bizzat
uyarmıştır.
"Hz. Peygamber (s.a.s.), bir
grup insana rastladı. Bu kimseler, bir koça ok atıyorlardı. Bu
davranışı hoş karşılamadı ve 'hayvanlara işkence yapmayın" buyurdu."
"Allah'ın Elçisi,
hayvanların hapsedilmesini yasaklamıştır."
Abdullah ibn Ömer,
"Allah'ın Elçisi, can
taşıyan bir varlığı hedef yapan (ona taş, ok, silah ve benzeri
şeyler atarak eziyet eden kimseye) lanet etti" demiştir.
Sahabeden Abdullah ibn
Ca'fer anlatıyor:
"Hz.Peygamber (s.a.s.);
yüzüne damga vurulmuş bir merkebin yanından geçti. Hayvanın bu
durumunu görünce; “Bu hayvanı yüzünden dağlayana Allah lanet etsin”
buyurdu.
Sahabeden Abdullah ibn Ömer;
ِ"Hz.
Peygamber, hayvanlara işkence yapanlara Allah lanet etsin" buyurdu
demiştir.
Sahabeden Sehl b. Hanzala
anlatıyor:
"Hz. Peygamber (s.a.s.),
karnı sırtına yapışmış bir devenin yanından geçti. (Bunun üzerine
sahibine); 'bu konuşamayan hayvanlar hakkında Allah'tan korkun.
Onlara güzelce binin, etinden güzelce yeyin” buyurdu.
Yine aynı sahabî anlatıyor:
"Hz. Peygamber (s.a.s.)
Ensardan birinin avlusuna girdi. Avluda bir deve vardı. Deve Hz.
Peygamberi görünce inledi ve gözlerinden yaşlar aktı. Hz. Peygamber
yanına gitti, başını okşadı, bunun üzerine hayvan sustu. Hz.
Peygamber,
-“Bu devenin sahibi kim”
diye sordu. Ensardan bir genç geldi,
-“Benim ey Allah'ın elçisi”
dedi. Hz. Peygamber ona,
-“Allah’ın sana ihsan ettiği
bu hayvan hakkında Allah'tan korkmuyor musun? Hayvan bana, senin onu
aç bıraktığından ve onu çok yorduğundan şikâyet etti” dedi.
Peygamberimiz (s.a.s.) bir
deveye binen eşi Hz. Aişe’ye hayvana şefkat ve merhametle davranmasını
emretmiştir.
Yine bir gün muharebeden
dönülüyordu. Dinlenme vaktinde sahabeden bazıları bir kuş yuvası
görmüş ve yuvadaki yavruları alıp sevmeye başlamışlardı. Tam o sırada
anne kuş geldi ve yavrularını onların elinde görünce çırpınmaya
başladı. Allah’ın Resulü duruma muttali olunca kızdı ve hemen
yavruların yuvaya konulmasını emir buyurdu.
Hz. Peygamber, hayvanlara
karşı kullanılan fizikî şiddet bir tarafa onlara kötü söz söylenmesini
dahi tasvip etmemiş, bu nedenle bindiği deveye lanet eden kadının
hayvandan aşağı indirilmesini istemiştir.
İslâm tarihinde
Hz.
Peygamber’den sonra da hayvanlara merhametle muamele edilmesi yönünde
örnek kabul edebileceğimiz türden uygulama ve düzenlemeler
yapılmıştır. Hz. Ömer’in, devesine gücünün üzerinde yük yükleyen bir
kişiyi cezalandırdığı, bir devenin palan sürtmesinden meydana gelen
yarasına elini sürüp, “Senin başına gelen şeyden de sorguya
çekilmekten korkarım” dediği, Ömer b. Abdülaziz’in, hayvanlara ağır
gem ve koşum takımı vurulmaması, nodulla dürtülmemesi, develere 600
rıtıldan (yaklaşık 230 kg.) fazla yük vurulmaması hususunda
görevlilere talimat gönderdiği rivayet edilmektedir.
İslâm hukukçuları
hayvanların dövülmelerini, aç bırakılmalarını, güçlerinin üstündeki
işlerde çalıştırılmalarını suç kabul etmişler ve bunları yapanlara
müdahale etmeyi muhtesiplerin (asayişi temin edenlerin)
görevleri arasında saymışlardır.
Hayvanlara zarar verenler,
merhametten yoksun kimselerdir. Merhamet etmeyene merhamet
edilmeyeceğini ve bu kimselerin hayırdan mahrum kalacağını
Peygamberimiz (s.a.s.) bize bildirmiştir:
"Yumuşak davranıştan
mahrum olan hayırdan da mahrum olur."
Yüce Allah, insanların
hizmetine sunduğu, kesilmesini helal kıldığı hayvanları keserken bile
onlara eziyet edilmemesini ister. Peygamberimiz bu hususu şöyle ifade
etmektedir:
"Allah her şeyde ihsanı (işi
ve görevi en güzel biçimde yapmayı) farz kılmıştır. Bir canlıyı
öldürdüğünüzde öldürme işini en güzel biçimde yapın, bir hayvanı
boğazladığınızda boğazlama işini en güzel biçimde yapın, bıçağınızı
bileyin, keskinleştirin ve hayvanı rahatlatın, eziyet vermeden kesin."
3. ZARARLI HAYVANLAR
Yukarıda hayvanların
insanlara nimet olarak var edildiğini bildirmiştik. Yılan,
sivrisinek, haşarat, böcek, kurt, tilki gibi insanlara veya evcil
hayvanlara veya ürünlere zarar veren hayvanlar öldürülebilir mi?
İslâmî açıdan temel prensip hiçbir hayvana zarar vermemek ve onları
öldürmemektir. Ancak bir hayvan insanlara veya ürünlere zarar
veriyorsa bunlar eziyet edilmeden öldürülebilir.
"Hz, Peygamber (s.a.s.),
zararlı hayvanların öldürülmesini emretmiş ve bu hayvanlara füveysik (fasıkcık)
ismini vermiştir."
Peygamberimiz (s.a.s.) bu
hayvanları öldürmenin mubahlığı bir yana bu zararlı hayvanları öldürme
sebebiyle insana sevap verileceğini bildirmiştir.
Medine’yi çekirgelerin
istila etmesi üzerine, onların zararından kurtulmak için Allah'a şöyle
dua etmiştir:
“Allah’ım! Çekirgeleri helâk
et, büyüklerini öldür, küçüklerini yok et, yumurtalarını işe yaramaz
hale getir, köklerini kes, ağızlarından ekinlerimizi, ürünlerimizi ve
rızıklarımızı al, Sen duaları işitensin.”
Peygamberimiz (s.a.s.);
fare, akrep, çaylak, karga, saldırgan köpek
ve yılanı zararlı hayvanlar arasında saymıştır.
Dolayısıyla insanlara, ekinlere, meyvelere, sebzelere, davar ve
sığırlara zarar veren böcek, kurt, haşere, sivrisinek, bit, kurt,
domuz ve benzeri zararlılar öldürülebilir. Ancak bu hayvanların
zararları başka türlü telafi edilebiliyorsa o zaman öldürülmez,
öldürülmeleri caiz değildir.
Peygamberimiz de mesela evde bulunan ancak zarar vermeyen yılanların
öldürülmesini yasaklamıştır.
Çünkü zararlı hayvanların zararından kurtulmak için öldürmek,
başvurulacak en son çaredir. Eğer hayvanın öldürülmesinden başka çıkar
yol yok ise, öldürmenin yakma, aç bırakma gibi vahşet olarak
nitelendirilebilecek bir tarzda olmaması gerekir. Hayvanın vahşi veya
evcil oluşu ona şiddet uygulanması veya zulmedilmesini mubah hale
getirmez.
Zararsız hayvanları
öldürmek, hele onlara zarar vermek ve eziyet etmek zulümdür. Yüce
Allah, zulme asla razı olmaz. Islahı mümkün olan sokak köpeklerini
vurmak veya zehirlemek doğru değildir. Bu hayvanlar bakım evlerine
götürülebilir. Bu hayvanların fert ve toplumun sağlığını ve
güvenliğini tehlikeye düşürecek derecede başıboş bırakılmaları da
doğru değildir.
4. HAVYVAN BESLEME
İnsanlar; hayvanlar âlemi
ile iç içe yaşar, onlardan bir kısmını eti, sütü, yumurtası, yünü ve
gücü için besler. Bazen iç dünyasını, ilgi ve sevgisini tatmin etmek
için hayvan besler. Mesela kuş, güvercin, balık, kedi ve köpek
beslenmesi böyledir.
Sahabeden Ebû Hüreyre,
çocukken evinde serçe ve kanarya cinsinden kuş beslemiştir.
Yalnızlıktan canı sıkılan bir sahabeye Peygamberimiz (s.a.s.),
güvercin veya horoz beslemesini tavsiye etmiştir.
İnsanlar; köpekleri
genellikle avlanma, hayvan sürülerini koruma, bağ, bahçe ve ev
bekçiliği yaptırma; kedileri özellikle köylerde fare ve benzeri
zararlılara karıı korunma için besler. Mâide suresinin 4. ayetinde
yetiştirilmiş / eğitilmiş avcı hayvanlardan ve onların insanlar için
tuttuğu av hayvanlarının, bu hayvanların ava gönderilirken besmele
çekildiği takdirde etinin helal olduğundan söz edilmektedir.
Dolayısıyla insanlar köpek ve benzeri avcı hayvan besleyebilirler. Av
köpeği dışında ise sadece evi, bağı, bahçeyi ve tarlayı beklemesi ve
sürüleri koruması için köpek besleyebilirler.
Ancak evin içinde köpek beslenmesine Peygamberimiz (s.a.s.) izin
vermemiş,
hatta köpek bulunan eve rahmet meleklerinin girmeyeceğini
ve bu kimsenin sevabından her gün eksileceğini bildirerek insanları bu
davranıştan caydırmaya çalışmıştır. Konu ile ilgili hadisler şöyledir:
"İçinde canlı resmi / put ve
köpek bulunan eve (rahmet) meleği girmez."
"Ziraat, av ve koyun kepeği
dışında köpek besleyen kimsenin sevabında her gün bir miktar (bir
kırat) eksilir."
Eti yenen her türlü hayvan
beslenebilir. Eti yenmediği halde köpek ve atmaca gibi avcı ve bekçi
hayvanları, kedi gibi süs hayvanları, at ve katır gibi gücünden
yararlanılan hayvanlar beslenebilir, ancak domuz gibi etinin yenilmesi
haram olan diğer hayvanların beslenmesi caiz değildir.
Her ne amaçla olursa olsun,
beslenen hayvanlara iyi bakılması, yiyecek ve içeceğinin temin
edilmesi, onlara eziyet edilmemesi, onlara sevgi, şefkat ve merhametle
muamele edilmesi dinimizin genel prensibidir.
Hayvanların güreş, dövüş ve
yarış gibi amaçlarla kullanılması, zevk için av yapılması da caiz
değildir.
5. HAYVANLARIN ETİNDEN YARARLANMA
Biz insanlar, hayvanların en
başta etinden ve sütünden yararlanırız. Etinden yararlanabilmemiz için
evcil hayvanların usulüne uygun olarak besmele ile kesilmesi,
av hayvanlarının usulüne göre avlanması
gerekir.
Etinden yararlanmak için
hayvan kesimini hayvan haklarını ihlal olarak değerlendirmek vakıaya
ve fıtrata aykırı olduğunu gibi Kur'ân ve Sünnete de aykırıdır. Önemli
olan bunların kesimi esnasında eziyet edilmemesidir. Konu ile ilgili
Peygamberimizin hadisini yukarıda zikretmiştik.
İstisnaları dışında hayvanların etleri
helal kılınmıştır:
"Okunacak (bildirilecek)
olanlardan başka hayvanlar, ihramlı iken avlanmayı helâl saymamanız
kaydıyla size helal kılındı."
"İhramdan çıktığınızda
avlanabilirsiniz."
"Ey Muhammed! Sana,
kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: “Size temiz
ve hoş olan şeyler bir de Allah’ın size verdiği yeteneklerle eğitip
alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu (avlar) helâl kılındı.
Onların sizin için tuttuklarından yiyin. Onu (av için) salarken
üzerine Allah’ın adını anın (besmele çekin)."
Mâide suresinin birinci
ayetinde beyan edildiği gibi bazı hayvan etleri haram kılınmıştır.
Genel olarak bunlar Mâide suresinin 3. ayetinde sayılmaktadır:
"Ölmüş hayvan, kan, domuz
eti, Allah’tan başkası adına boğazlanan, (henüz canı çıkmamış iken)
kestikleriniz hariç; boğulmuş, darbe sonucu ölmüş, yüksekten düşerek
ölmüş, boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından parçalanmış
hayvanlar ile dikili taşlar üzerinde boğazlanan hayvanlar, bir de fal
oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bütün bunlar,
Allah’a itaatten çıkmaktır."
Bu ayetin dışında eti haram
olanlar; Bakara suresinin 173. En'âm suresinin 145. ve Nahl suresinin
115. ayetlerinde bildirilmiştir. Eti yenen ve yenmeyen diğer hayvanlar
bildirilmemiş sadece "tayyib / temiz" olanların helal, "habîs/pis"
olanların haram olduğu beyan edilmiştir.
Sonuç olarak;
Kur'ân'da pek çok ayette çeşitli bağlamlarda hayvanlardan söz
edilmekte; hayvanların, insanlar için var edildiği ve hizmetine
sunulduğu, hayvanların kendi lisanı halleriyle Allah'ı tespih
ettikleri ve O'na dualarını bildikleri, her birinin birer ümmet
olduğu, hayvanlarda insanlar için ibretler bulunduğu, insanların
hayvanların etlerinden, sütlerinden, yünlerinden, derilerinden ve
güçlerinden yararlandıkları, bunların birer nimet olduğu ve Allah'a
şükrü gerektirdiği, insanın fıtratında hayvan sevgisinin bulunduğu
bildirilmektedir.
Kur'ân'da, sadece domuz
etinin haram olduğu beyan edilmekte, haram olan diğer hayvanlar
hadislerde zikredilmektedir. Ayrıca hadislerde; çeşitli sebeplerle
hayvan besleyen insanların; bu hayvanlara bakmakla, yiyecek ve
içeceklerini vermekle yükümlü oldukları, onlara eziyet edemeyecekleri,
şefkat ve merhametle muamele etmeleri gerektiği, hayvanlara
zulmetmenin günah, onlara bakmanın sevap olduğu, mala, cana ve
ürünlere zarar veren hayvanların öldürülebileceği, bunun dışında
hayvanların öldürülemeyeceği bildirilmektedir.17.09.2005
*Editör Notu;
Makale yazarı Sayın Doç.Dr.İsmail KARAGÖZ; Diyanet İşleri Başkanlığı
Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi olarak, 4 Ekim 2005 tarihinde Dünya
Hayvanları Koruma Günü münasebetiyle TVHB tarafından düzenlenen
etkinliğe panelist olarak katılmış, sunumu ve açıklamaları oldukça
ilgi ile takip edilmiştir. Bu makaleyi de o günlerde henüz
yayınlanmamış iken tarafımıza ulaştırmıştır. Geçtiğimiz günlerde
grubumuzda yayınlamak için talep üzerine tekrar göndermiş ve bilginize
sunulmuştur. TürkVet/Dr.Mustafa
ALTUNTAŞ
Tirmizî, Birr, 16; Ebû Dâvûd, Edeb 58.
Müslim, Selam, 154; Buhârî, Bed’ü’l-halk, 16.
Müslim,Selam, 152; Enbiya, 54; bk. Buhârî, Bed’ü’l-halk, 16: