Meslek
Eğitimini Yeniden
Konumlandırmak..
İletişim Meslek Lisesi, Tekstil
ML, Otomotiv ML, Ticaret ML,
Otelcilik ML, Sağlık ML,
Meteoroloji ML, İmam-Hatip ML
.... vd.
Meslek eğitiminin bir "memleket
meselesi" olarak nitelendiği
günümüz Türkiye'sinde bu
eğilimin aksi yönde fikir beyan
etmenin hoş karşılanmayacağının
bilincindeyim. "Ne yani sen
gençlerimizin meslek sahibi
olmalarına karşı mısın?"
kalıbını duyar gibiyim.
Adı ne olursa olsun amacı
tektir..
Hangi meslek dalı için olursa
olsun, yukarıda sayılan ve yer
darlığından sayılmayan tüm
meslek liselerinin amacı
ortaktır: X sektörüne eleman
yetiştirmek!
Şimdi soru şudur:
Sürekli değişen ihtiyaçlar
ortamında, sadece tekstil,
sadece sağlık, sadece imamlık
gibi alanlarda yetiştirilmiş
"tek yönlü insanlar", gün be gün
değişen dünyanın bu "ihtiyaç
dalgalanmaları"na nasıl karşı
duracak? Frederick W.Taylor
Sözü edilen meslek liseleri,
temelleri bundan 200 yıl önce
Taylor tarafından ortaya atılan
şu ilkenin gerçekleştirilme
araçlarından birisidir: "İşleri
öyle parçalara bölünüz ki, en
aptal insanlar dahi onları
yapabilsin".
Doğru mudur bilinmez, anlatılan
bir fıkra bu ilkeyi iyi anlatır:
Bir otomobil fabrikasına çocuk
yaşta girip 65 yaşında emekli
olan ve bütün bu süre boyunca
seri imalat bandında arabaların
sağ arka tekerleklerinin
bijonlarını sıkan işçiye jübile
yapılıyor. Törende konuşmalar
sırasında emekli olan işçiye de
söz sırası geliyor ve şu
soruluyor: Eğer bugün 50 yıl
önceki çocuk olarak tekrar işe
başlasaydınız hangi işi yapmak
isterdiniz?
İşçi bu hayali durum karşısında
biraz şaşalasa da gözleri
parlıyor ve ümitsizce şu cevabı
veriyor: "Bu defa arabaların sol
arka tekerleklerinin bijonlarını
sıkmak isterdim".
Bu muhtemel fıkra aynı zamanda
bir trajediyi anlatıyor. Çok
yönlü yaşamın gereksinimlerine
uygun bir yapıya sahip
insanların zamanla iş içinde
"eğitilerek" nasıl
"eğildiklerini", nasıl tek yön
dışında bir şey hayal
edemediklerini anlatıyor.
Anahtar söylem: "İş
dünyasının ihtiyaç duyduğu
niteliklerde eleman"
Hemen her düzeydeki eğitim
kurumuna yöneltilen
eleştirilerin başında, o
kurumların, iş dünyasının
ihtiyaç duyduğu nitelikte eleman
yetiştiremeyişi gelir. İşin
tuhaf yanlarından birisi de,
eğitim kurumlarının bu
eleştiriye karşı başlarını öne
eğip, "biz mümkün olduğu kadar
sizin ihtiyaçlarınıza cevap
verecek insan yetiştiriyoruz,
ama sizin hızınıza
yetişemiyoruz" gibisinden
cevaplar vermeleri, eleştiriyi
bütünüyle kabul etmeleridir.
Böylece zaman içinde bir kural
yerleşmiştir: Eğitim
kurumlarının misyonu, iş
dünyasının ihtiyaç duyduğu
nitelikteki elemanları
yetiştirmektir (üniversiteler
dahi).
Bu komiktir ve biraz da
aptalcadır..
Çünkü:
- İş dünyası, ihtiyaçları
tek (homojen) bir dünya
değildir. İçerdiği çeşitli -ve
birbirinden çok farklı-
söktörler nedeniyle ihtiyaçları
da farklıdır. Ayrıca aynı bir
sektör, hatta o sektör içindeki
aynı bir üretim cinsi için dahi
ihtiyaçlar aynı değildir.
Dolayısıyla "iş dünyasının
ihtiyaçları" tabiri belirleyici
bir sıfat değildir, hatta
anlamsızdır.
- 200 yıl öncesinin
istihdamının büyük bölümünü
sanayi kesimi üretirken, bugün
tablo değişmiştir. Market
kasiyerinden, betonyer
pompacısına, bankaların çağrı
merkezlerinde hizmet verenlerden
kapı kapı dolaşıp tencere
satanlara kadar geniş bir kesime
ve sayısal kontrollu takım
tezgahı operatörlerinden kaynak
robotu operatörlerine ve bütün
bunlara program yazan kişilere
kadar hepsi "iş dünyası"na
aittirler.
Hatta insanların büyük çoğunluğu
hem iş hem ev insanı (ev kadını
+ ev erkeği) durumundadır. O
halde artık "iş dünyası
ihtiyaçları" deyiminden vazgeçip
"yaşam ihtiyaçları"ndan söz
edilmelidir.
- Bir diğer buğulu terim "nitelik"tir.
Geleneksel olarak mesleki
nitelik denildiğinde tornacı,
programcı, boyacı, tekstil
ustalığı gibi meslek bazlı bilgi
becerileri anlıyoruz.
Geçen yüzyılda birkaçyüz
mertebesindeki meslek bugün
binlerle ifade ediliyor ve
Moore yasası'na paralel
olarak artıyor. Bu denli büyük
sayıdaki mesleğin meslek
okullarında öğretilmesi yoluna
gidilirse, her mahalleye birkaç
tane meslek lisesi açmak
gerekebilir ve bir süre sonra
onlar da yetmeyebilir.
İstenilen niteliklerin meslek
okullarınca kazandırılamayacağı
görünüyor.
- Meslek okulları pahalı
yatırımlardır. hangi mesleki
nitelikler kazandırılacaksa, o
sanayi kolunun "ortalama" bir iş
yerinin donanımı ile teçhiz
edilirler. Fakat önemli bir
sorun, çok kısa süre içinde bu
pahalı donanımların modasının
geçmiş olmasıdır.
Öğrenci, meslek okulunda gördüğü
makine-teçhizatı, mezun olup
gittiği iş yerinde bulamaz; ya
daha ilkelini ya da daha
gelişmişi vardır ve her ikisine
de yabancıdır. Meslek
okullarındaki donanıma yapılan
yatırımlar kısa süre içinde atıl
yatırım haline gelir.
- Bir an için, bütün bu
sorunların aşılabildiğini,
binlerce mesleğin her birinin
değişik versiyonlarına göre
meslek okulları açılabildiğini
ve sanayi kuruluşlarının
gereksinecekleri insan kaynağı
niteliklerini zahmetsizce
bulabileceklerini varsayalım. Bu
noktada ayrı bir sorun ortaya
çıkacaktır: Hızla çoğalan meslek
çeşitleri nedeniyle geçersiz
kalacak meslekler için sürekli
olarak yeni meslek okulları mı
açılacaktır?
Aslında bu sorun ne yapılması ve
ne yapılmaması gerektiğinin
yoluna da işaret ediyor: Yaşam
ihtiyaçlarının gerektirdiği
neredeyse sonsuz çeşitlilikteki
bilgi-beceriyi ayrı ayrı
kazandırmaya çalışan okul
sistemi ile bu işin olamayacağı
görülüyor.
Ayrıca da insanın (ve diğer
canlıların) doğuştan sahip
oldukları en önemli yeteneği
gözardı etmesi ve dünyaya tek
yönlü bakabilen insanlar
yetiştirmesi nedenleriyle de
"olmaması gerektiği" görünüyor.
- Ve bütün bunların
dışında en önemli soru şudur:
Üretimin 6M'sinden (Man,
Machine, Material,
Money, Marketing,
Management) son 5 tanesi,
yapılacak üretimi her kim
yapacaksa onun tarafından
sağlanır. Üretimi için gereken
makine tam olarak (eksiksiz)
sanayici tarafından sağlanır.
Benzer şekilde malzemenin de ham
veya yarı mamul olarak edinilip
nihai hale getirilmesi
sanayicinin sorumluluğudur.
- Para'nın bulunması,
pazarlama ya da yönetimin
sağlanması da onun
sorumluluğudur ve bu konularda
sanayi tarihi kadar eski bir
anlayış birlikteliği vardır.
Tek istisna "insan"dadır.
Sanayicinin üretimi için gereken
özel niteliklerle donanmış
insan, sanayici tarafından
değil, toplumun vergileri
yoluyla devlet tarafından
şekillendirilmelidir. Bu
istisnanın bir açıklaması var
mıdır?
Yani üretimin tüm girdilerini
ham veya yarı-işlenmiş olarak
alıp tamamen kendi kaynaklarını
harcayarak işleyen iş dünyası,
en pahalı üretim girdisi olan
insanın yetiştirilmesini,
toplumdan beklemektedir. Bu en
hafif tarafından komiktir ve
haksızlıktır.
Yurttaşların çeşitli üretimler
konusundaki tercihleri aynı
değilken, nasıl olup da onların
vergileri, onların rızaları
dışındaki alanlara harcanabilir?
Bu garipliğin muhtemelen iki
nedeni vardır:
(a) Sanayi devriminin tüm
nüfusa bir refah sağladığı
dönemlerde bu garipliğin
sorgulanması söz konusu
olamazdı.
(b) Demokrasi kavramının bu
denli bireye indirgenmediği
dönemlerde, bireyin tercihleri
yerine para ve güç sahiplerinin
tercihleri ön planda idi.
Çözüm ne?
Yeni mesleki eğitim modelinin
başlıca iki çerçeve çizgisi
şöyle olabilir:
(1) Toplumun vergileriyle
oluşturduğu havuz, onun ortak
ihtiyaçları için
kullanılmalıdır. Bu ortak
ihtiyacın eğitimle ilgili iki
bileşeni şunlar olabilir:
o Birlikte yaşama kültürü
edinmek,
o Kendi özgün ihtiyaçları /
tercihleri doğrultusunda
yaşayabilmek için -ki buna iş
yaşamı da dahildir- gereken ve
sürekli değişen bilgi-becerileri
kendi kontrolunda öğrenebilmek
(yani öğrenmeyi öğrenmek).
(2) Öğrenmeyi öğrenme
becerisine sahip olarak dünyaya
gelip, toplum kaynaklarıyla bunu
keskinleştiren kişiler, iş
yaşamının gereksindiği "yarı
işlenmiş insan malzemesi"dir.
Bunun tam işlenmesi, ilgili
alanlardaki iş dünyası
kuruluşlarının görevidir ve
maliyeti de tamamen onlarca
karşılanmalıdır.
Öğrenmeyi öğrenmiş kişiler,
yaşam akışının her an önlerine
koyduğu koşulların gerektirdiği
yeni bilgi-becerileri
zahmetsizce öğrenebilen
kişilerdir.
Buna göre her iş yeri artık
birer okuldur da. Nitekim dual-sistem
denemesi bu yolda doğru bir
denemeydi.
Bu modele yapılabilecek
itirazlar bellidir. Ama suyun
akabileceği yön de bellidir. Tüm
sistem öğrenme temelli hale
dönmedikçe ne meslek okulları
sorunu, ne tek yönlü insan
sorunu ne de demokrasi sorunu
çözülebilir.
7 Ağustos 11 Pazar
Tınaz TİTİZ
http://www.tinaztitiz.com/yazi.php?id=1205
TürkVet;16.08.2011