Süt Kansere Neden Olur Mu?
Geçtiğimiz
hafta basında yayınlanan
haberler bembeyaz süte kara bir
leke sürdü sanki. Tarım Bakanı
Mehdi Eker ilk yaptığı
açıklamadan bazı uzmanlar;
antibiyotik tedavisi uygulanan
ineklerin sütünde ilacın
etkisinin kalacağı ve kanser
yapabileceği sonucu nu
çıkardılar. Fakat daha sonra
yapılan haberler sonrasında
yapılan ikinci açıklamada sütün
zararının binde bir ihtimal
olabileceği açıklandı. Ve bakan
canlı yayında süt içerek
haberleri yalanladı. Bu
çelişkili açıklamalar çoğu
insanın kafasında soru
işaretlerine sebep oldu. Tarım
Bakanı Mehdi Eker’in
açıklamaları ile flaş haberler
ile verilen “süt kanser yapıyor”
sözü toplumu derinden etkiledi.
Hep çok sağlıklı bir gıda olarak
tanıtmaya çalıştığım süt bir
anda zararlı ve çağımızın
hastalığı kanser nedeni olarak
gösterildi. Kalsiyum deposu ve
çocuklarımızın geleceği için en
önemli gıdalardan biri olarak
bilinen süt acaba gerçekten
zararlı mı? kanser yapar mı?
Maalesef
uzun zamandır süt piyasası
üzerinde kirli oyunlar dönmekte
ve spekülatif açıklamalarla
halkı yanlış yollara
sürüklemektedirler. Kendilerini
beslenme, gıda güvenliği veya
kanser uzmanı olarak tanıtan
kişiler kanal kanal dolaşıp sütü
kötüleyip insanların kafasını
karıştırıp , sokak sütünü
önermektedirler. Bunu kısaca
seri katillerin cinayetleriyle
eş tutabiliriz. Hiçbir bilimsel
temele dayanmayan bu yalan
iddialar adeta kişileri ölüme
yönlendirmektedir.
Antibiyotikler yıllardır insan
ve hayvanlarda hastalıkların
tedavisinde kullanılmaktadır.
Burada insan ve hayvan ayrımı
yapmak pek kolay değildir. Aynı
antibiyotikler kullanılır.
İneklerin tedavisinde kullanılan
bazı antibiyotiklerin sütle
atılması söz konusudur. Bu süt
tüketildiğinde insanlara da
geçecektir. Eğer kişinin
antibiyotiğe alerjisi var ise
sorun yaratabilir. Ayrıca bu
şeklide azar azar antibiyotik
almak mikroorganizmaları da
antibiyotiklere karşı daha
dirençli hale getirebilir. Eğer
hayvanın tedavisi veteriner
hekim tarafından yapıldı ise;
yukarıda saydığım bütün
tehlikeleri dikkate alan
veteriner hekim kullanacağı
antibiyotiği doğru seçer,
vücuttan atılma süresini dikkate
alarak sütler hakkında gereken
tedbirleri alır. Antibiyotikli
sütler sanayide de kullanılamaz.
Ürün kalitesini olumsuz yönde
etkiler. Yılda üretilen 13
milyon ton sütün 6,5 milyon
tonu, süt sanayicisi tarafından
işlenir. Sütü işleyen
sanayiciler, her gün süt soğutma
tanklarından sütü teslim almadan
önce mutlaka antibiyotik testi
uygular ve ondan sonra teslim
alır. Eğer bu testi yapmaz
iseler aldıkları sütten ürün
yapma şansları yoktur. Bu
sütlerde antibiyotik kalıntı
sorunu yoktur. Halkımız gönül
rahatlığı ile işlem görmüş,
teknolojik işlem görmüş süt ve
süt ürünlerini tüketebilir.
Akla hemen
başka bir soru daha geliyor. Bu
UHT sütün içinde bir şey var mı?
Hayır, UHT sütün içerisinde
hiçbir şey yok. UHT süt
dediğimiz olay İngilizce olarak
‘Çok yüksek sıcaklıkta ısı
işlemi uygulanmış süt’ demektir.
Neden çok yüksek ifadesini
kullanıyoruz? Sütün içerisinde
mikroorganizmaların yavruları
diyebileceğiniz spor diye
adlandırılan unsurlar var.
Bunların da bertaraf edilip
tamamen mikroorganizmalardan
arındırılması için süte yüksek
ısı uygulanıyor. Elbette ki her
ısınışta ya da her teknolojik
işlem sütün besin değeri
üzerinde olumsuz etkiler
yaratacaktır. Ama bu etkilerin
karşılaştırılması yapıldığında
örneğin vitaminlerin yüzde 8’lik
oranında bir kayıp söz konusu
olmaktadır. Biz zaten sütü bir
vitamin kaynağı olarak
görmüyoruz. Kimse çocuğuna C
vitamini alsın diye süt
içirmiyor. Sütü protein ve
kalsiyum ihtiyacını gidermek
için kullanılıyoruz. Burada bu
ifadeleri kullanan tıp
doktorlarının temel argümanı çiğ
sütün beslenme değeri zarar
görüyor. Elbette zarar görecek.
Çiğ süt en doğal, en besleyici
ürün. Ama bunun yanı sıra
içerisinde birçok mikroorganizma
var. Bu nedenle kalkıp da çiğ
olarak çok besleyici diye bir
ürünü de tüketmek söz konusu
değil. O zaman taş devrine
döneceğiz. Bugün işlem görmüş
bütün gıdalarda çiğ hali ile
karşılaştırıldığında belli
oranlarda söz konusudur. Kalkıp
da bilimin 100–150 yıllık
gelişimini bir kenara bırakıp da
çiğ süt tüketin demek lazım?
Sütü evde
kaynatma yöntemi oldukça ilkel
ve güvensizdir. Uzun süre
kaynatılan sütün besin öğeleri
olduğu gibi ölmekte ve zararlı
mikroorganizmalar tamamen yok
edilememektedir.
Sonuç
olarak çiğ sütlerimizin
mikrobiyal yükü Dünya
standartlarının kat kat altında
olduğu için bugün en çok UHT
sütlere güvenmeliyiz.
Ülkemizde
tüketilen en önemli protein
kaynağı süt ve süt ürünleridir.
Kemik ve dişlerin gelişimi ve
sağlığının korunmasında görev
alan bol miktarda kalsiyumu
içermektedir. Kemik mineral
yoğunluğunun artışında önemli
rol oynayan magnezyum ve fosfor
dengesine sahiptir.Ayrıca,
yapısında bulunan yağ
asitleriyle çocuğun beyin
gelişimi için gereklidir.
Süt,
yaşamın her döneminde vücudun
sağlıklı gelişimi için ihtiyacı
olan besin öğelerini en ideal
miktarda içeren önemli bir
gıdadır. Ancak, ülkemizde süt
içme alışkanlığı yaygın
değildir. Hele bir de böyle
haberler çıkınca insanımız
sütten iyice uzaklaşmaktadır.
Önemli bir
kalsiyum kaynağı olan süt
yeterli miktarlarda
tüketilmediğinde osteoporoz, ya
da daha çok bilinen adıyla
“kemik erimesi” hastalığına yol
açabilmektedir. Osteoporoz;
kalsiyum kaybının artması
sonucunda kemiklerin kolayca
kırılabilir hale gelmesidir.
Osteoporoz sıklığı yaşla artış
göstermekle birlikte, kadınlarda
görülme sıklığı erkeklere oranla
daha fazladır. En fazla çocuk ve
yaşlılarda olmak üzere, her
yaşta önemlidir. Her 30 saniyede
bir kişi osteoporoz sonucu
kalçasını kırmaktadır.
Kırıkların ülke ekonomilerine
yükleri oldukça fazladır.
Sonuç
olarak bütün olumsuz girişimlere
rağmen süt içmeye, sağlıklı süt
içmeye devam
etmeliyiz.23.01.2012
Prof.Dr.Mustafa TAYAR
U.Ü.Veteriner Fakültesi