TURKVET: www.turkvet.biz
.www.turkvet.biz

 

 
GİRİŞ    

www..turkvet.biz

    Google GruplarTürkVet grub'agözat

Hayvancılıkta Ezber Bozulmalı;

Hesabı Doğru Yapmak Gerek!

 Ülkemizde hayvancılığın durumunun değerlendirildiği her türden kitap, makale, yorumu incelerseniz sorunların tespitinde aşağı yukarı aynı başlıkları, aynı cümleleri görürsünüz.Bu cümleler uzun zamandır üniversite eğitimi çağından başlayıp her platformda karşımıza çıkan ifadeler olarak görülür ki standart ezber halini almıştır.

Belki türlere göre bu maddeler biraz farklılık gösterebilir ama ana hatlarıyla ezber cümlelerimiz birbirine yakındır;

Yetiştirilen ırkların verimlerinin düşüklüğü,

Kültür ırkı hayvan sayısının yetersizliği,

İşletmelerin küçük olması, ekonomik işletme büyüklüğünde olmayışları,

İşletmelerde gerekli teknolojinin kullanılmayışı,

Kırsal kesimdeki nüfusun fazla olması,

…………………………………..

Sıralanan sorunları ilave ettiğimizde de büyük benzerliklerle eş anlamlı ifadeleri görmemiz mümkündür.

O halde bu işi bilenler hep bir ağızdan bunları söylüyorlarsa doğrudur demekten başka seçenek kalmıyor. Gerçekten de bu maddelerin herhangi birine yanlış diyebilmek mümkün değil. Öyle ise neden “bu ezber bozulmalı?” diye başlık attık.

Nedeni aslında oldukça basit. Üretimin yetersiz oluşundaki faktörlerin doğru tespit edilmesi, bunların düzeltilmesi ile ilgili hesabı doğru yapmak ile ilgili sorun olarak karşımıza çıkıyor! Yani matematikteki   basit dört işlemi iyi yapmak gerekiyor. Öyle karmaşık denklemlere girmeye, çözmeye çalışmaya da ilk etapta gerek yok. Hesabı birlikte yapalım.

Ülkemizde en kapsamlı yapılan (TUİK) tarım sayımlardan 2001 Tarım Sayımı sonuçlarına bakalım.

Tarım işletmelerinin toplam arazi varlığı    :184.329.490 da

Bitkisel+Hayvancılık İşletmeleri %72,38    : 133.417.680 da

Yalnız Hayvancılık Yapanlar %0, 23            : 423.957 da

Bu arazilerin kullanım durumu ise;

Tarla arazisi   : % 66,47                       ; 122.523.810 da

Nadas arazisi : %14.85                          ;27.372.929 da

Meyve ve ağaç :% 9,79                          ;18.045.857 da

Sebze ve çiçek bahçeleri :%2,1               ; 3.705.022 da

Çayır     :%2,30                                      ; 4.239.578 da

Tarıma Uygun kullanılmayan : %2,54        ; 4.681.969 da

Otlak            :%0,73                                 ; 1.345.605 da

Koruluk ve Orman : %0,51                         ;   940.080 da

Tarıma elverişsiz : %0,80                           :1.474.635 da

Sulanan arazi     :% 19,02                         :35.059.469 da

Bu tabloya göre işletmelerin çayır ve otlak alanları toplam arazinin %3,03 kadarını oluşturmakta olup 5.585.183 da araziden oluşmaktadır. Bu arazilerden iyimser bir tahmin ile 250 kg/da kuru ot ve karşılığı kaba yem temin edildiği varsayılırsa ancak 1.396.295 ton kuru ot kadar kaba yem temin edilebiliyor demektir.

Büyük Baş Hayvan Birimi olarak kabul edilen  bir hayvanın ağırlığı 500 kg, bir baş dişi damızlığa karşılık işletmedeki takribi hayvan (inek+buzağı+dana+düve) miktarının 1,6 BBHB olduğunu kabul edelim. Diğer kabullerimiz ise karlı işletmeciliğin gereği yemin kuru madde ihtiyacının %70 kadarının kaba yemden karşılanması, hayvanın kuru madde ihtiyacının ise canlı ağırlığının % 2,5’i kadar olmasıdır.

Bu durumda işletmelerin çayır mera alanları kaç baş kültür ırkı damızlık hayvanın ihtiyacını karşılar? Bu kabullere göre 1 BBHB damızlığın kuru madde ihtiyacı 4653 kg/yıl, 1,6 BBHB için ise 7300 kg/ yıl dır. Kuru ot olarak düşünürsek takriben 1,6 BBHB için 8395 kg yapmaktadır. Sorumuzun cevabı ise 166.325 baş damızlık ana ve bunlarla birlikte bakılacak  genç materyaldir.

Bu damızlık miktarının %80 verimde olması ile 133.060 sağmal inek demektir. Bu damızlıkların 5.000 kg/yıl süt verimi kabul edilirse işletmelerin çayır mera alanları ile kaba yem ihtiyacı karşılanabilen kültür ırkı ineklerden yılda 665.300 ton süt elde edilebiliyor. Bu miktar süt mevcut süt üretimimizin takriben % 6,7 lik kısmını karşılamaktadır.

O halde büyükbaş hayvancılığın kaba yem ihtiyacı büyük ölçüde işletmelerin tarla arazilerinden karşılanmak zorundadır. Mevcut süt üretimimiz ve bu üretimi karşılayacak kültür ırkı sığırlardan süt üretiminin karşılanması esas alınırsa ne kadar arazi gerekir. Bu alanların kaliteli kaba yem için sulu alan olması gereklidir ve ülkemizdeki sulu alanlardan bölgelere göre çok değişmekle birlikte iyimser değer olarak takribi 1000 kg/dekar kaba yem kuru maddesi üretildiğini dikkate alalım.

Aynı varsayımlarla hali hazır üretimimiz olarak tahmin edilen10 milyon ton süt üretimi için 2.000.000 baş sağmal inek ve buna bağlı 2.400.000 baş ana damızlık gereklidir. İşletmenin devamlılığı için gerekli buzağı ve genç dişi materyal ile birlikte 3.840.000 BBHB demektir. Gerekli kuru madde ihtiyacı ise 28.032.000 ton/yıldır. Diğer bir ifade ile hali hazır süt üretimimizi karşılayacak sığırların kültür ırkı olması ve arzu edilen işletme kriterlerine uygun üretim yapabilmesi için kaba yem ihtiyacını karşılayacak 28.032.000 dekar sulu araziye ihtiyaç bulunmaktadır.

Her ne kadar ciddi dayanakları olmasa da ve yürütülen politikalarla imkansız olarak görünse de 2013 yılı için Bakanlık 25 milyon ton süt üretimi hedeflemiştir. Bu hedefe ulaşmak için ise 6.000.000 baş kültür ırkı ana damızlık gerekmektedir. Bu miktar damızlık için ise 70.080.000 dekar sulu ziraat alanına ihtiyaç olacaktır.

     İşletmelerin arazilerinden sulu tarım yapılan alanın 40 milyon dekardan az olduğu gerçeğini dikkate aldığımızda ne kadar gerçekçi olabiliyoruz. Hayvancılık işletmelerinin modern işletme yapısında, kültür ırkı sığırlardan oluşması  halinde mevcut süt üretiminin sürdürülebilmesi için çayır meralardan sağlanacak % 6,7 lik üretimi saymazsanız, sulu tarım alanlarının %75-80 lik kısmının kaba yem üretimine ayrılması gerekmektedir. Bu hesabı hedeflenen süt üretimine göre yaptığımız takdirde ise  hali hazır sulu alanlarımızın yetmesi söz konusu olmayacağı gibi mevcut toplam sulu alanın iki katı sulu ziraat arazisine ihtiyaç olacaktır. Tüm tarım işletmelerinin arazi varlıklarının %38 inin sulamaya açılması,yani sulanan arazinin iki katına çıkartılması ve bu arazinin tamamının süt sığırlarının ihtiyacı kaba yem üretiminde kullanılması anlamına geliyor.

Hesapları yaparken et ihtiyacını karşılayacak besi hayvanlarının kaba yem ihtiyacı ile küçükbaş ve diğer türlerin ihtiyacı kaba dikkate alınmamıştır. Kesif yem maddeleri için gerekli üretimler, bitkisel kaynaklı gıdalar, sanayi bitkileri için gerekli alanlar yani ülkenin ihtiyacı başta gıda ürünleri olmak üzere arazi kullanım zorunluluğu topyekün dikkate alınmak zorundadır. O halde mevcut süt üretiminin sürdürülebilmesi için gerekli sulu arazi miktarı için işletmelerin arazilerinin %70 lik kısmı kaba yem üretimi için ayrılabilir mi? Kaba yem üretimi bu boyutta alternatifsiz ürün olabilir mi? Tabii ki hayır!

Demek oluyor ki hayvancılık ile ilgili problem olarak gördüğümüz öncelikli hususlar çözüldüğünde problem çözülmüyor! Ülkemizin kaba yem üretim potansiyeline ve üretim özelliklerin çarpıp kalıyor. Diğer ifade ile ülkemizin ihtiyaç duyduğu sütü modern yapıdaki işletmelerde kültür ırkı hayvanlar yetiştirmek suretiyle karşılama imkanımız bulunmuyor! Çünkü; İşletmelerin ihtiyacını karşılayacak gerekli kaliteli kaba yem üretecek arazi bulunmuyor!..

O halde hayvancılığın problemlerini tartışırken tekrarladığımız bu ezberi bozmak zorundayız. Hesabımızı yeniden yapmak zorundayız. Ülkemizin gerçeklerini dikkate alarak, bölgelerimizin özelliklerini, havzaların özelliklerini, kaba yem kaynaklarının ve üretilebilen kaba yemlerin özelliklerini dikkate alarak nerede nasıl bir hayvancılık yapılmalı, onun kararını vermek ve ona göre fikir, ona göre politika üretmek zorundayız.  Bu ezberle, bu politika ile ancak global sermayeye daha fazla pazar açmak için uğraşırız, boğazımızdan dışa bağlılığımızı daha da artırırız.

Bu ifadeler modern işletmelerden vazgeçilmeli anlamını taşımıyor! Ekolojinin imkan verdiği bölgelerde  olması gerekmektedir ki kültür ırkı hayvancılık işletmelerinin gelişimi de bu yöndedir. Bununla birlikte ekolojinin gerektirdiği işletme yapılarının, hayvan popülasyonunun korunması ve bu yönde geliştirilmesi, pazarın, destekleme politikalarının ona göre yönlendirilmesi gereklidir. Fındığa, çaya, balıkçılığa rağmen hayvancılığın birinci ekonomik gelir  kaynağı olmayı koruduğu Doğu Karadeniz sahil şeridinde Çarşamba Ovası dışında büyük hayvancılık işletmesi kurma şansı bulunmuyor. Oysaki şarampol kıyıları, bahçe kenarları ve yaylaları ile bölgede çok önemli bir hayvancılık ekonomisi her şeye rağmen sürdürülüyor. Bu ekonomiyi Amerikanvari işletmeler ile sürdürmek mümkün görülmüyor. Farklı özellikleri ile Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmı için de sonuç farklıdır. Gediz ovasında, Yukarı Sakarya havzasında, Marmara’nın bir kısmında, Trakya’da v.b. düşünülecek yapıları başka bölgelerde  düşünemezsiniz, farklı düşünmeniz gerekir.

Yem kaynaklarını, iklimi ve coğrafyayı dikkate  alarak hesap yapmak durumundayız. Samanı kaba yem olarak değerlendirecek, kalitesiz meralarda, yaylalarda otlayacak, tarla artıklarıyla yetinebilecek bir hayvancılık işletme yapısını da korumak mecburiyetindeyiz. Üstelik bu yapı çağın yeni akımı ekolojik üretim, doğanın ve gen kaynaklarının korunması ile birlikte kapısında tepindiğimiz AB ve diğer uluslar arası pazar ile rekabet edebilmemizin de olmazsa olmaz şartıdır. 

Konuyu açmak, genişletmek, birçok farklı yönüyle değerlendirmek mümkündür. Hesabı yapacaklar için bu kadarı yeterli olur herhalde! Varsayımları kabul etmeyip kendi öngörülerinizle hesap yapabilirsiniz. 

Gelin ezberi bırakalım, hesapları yeniden yaparak çıkış yolu arayalım.

05.11.2008

 Dr.Mustafa Altuntaş,Uzman Veteriner Hekim,TürkVet

Güncellenme  Tarihi: 06.11.2008 01:28:06

Bu web sitesinde yayınlanan yazı ve fotoğraflar, kaynak gösterilmek kaydıyla alıntı yapılabilir ve yayımlanabilir.