Hayvancılıkta Ezber Bozulmalı;
Hesabı Doğru Yapmak Gerek!
Ülkemizde
hayvancılığın durumunun değerlendirildiği her türden kitap,
makale, yorumu incelerseniz sorunların tespitinde aşağı yukarı
aynı başlıkları, aynı cümleleri görürsünüz.Bu cümleler uzun
zamandır üniversite eğitimi çağından başlayıp her platformda
karşımıza çıkan ifadeler olarak görülür ki standart ezber halini
almıştır.
Belki türlere göre bu maddeler biraz farklılık
gösterebilir ama ana hatlarıyla ezber cümlelerimiz birbirine
yakındır;
Yetiştirilen ırkların verimlerinin düşüklüğü,
Kültür ırkı hayvan sayısının yetersizliği,
İşletmelerin küçük olması, ekonomik işletme
büyüklüğünde olmayışları,
İşletmelerde gerekli teknolojinin kullanılmayışı,
Kırsal kesimdeki nüfusun fazla olması,
…………………………………..
Sıralanan sorunları ilave ettiğimizde de büyük
benzerliklerle eş anlamlı ifadeleri görmemiz mümkündür.
O halde bu işi bilenler hep bir ağızdan bunları
söylüyorlarsa doğrudur demekten başka seçenek kalmıyor.
Gerçekten de bu maddelerin herhangi birine yanlış diyebilmek
mümkün değil. Öyle ise neden “bu ezber bozulmalı?” diye başlık
attık.
Nedeni aslında oldukça basit. Üretimin yetersiz
oluşundaki faktörlerin doğru tespit edilmesi, bunların
düzeltilmesi ile ilgili hesabı doğru yapmak ile ilgili sorun
olarak karşımıza çıkıyor! Yani matematikteki basit dört işlemi
iyi yapmak gerekiyor. Öyle karmaşık denklemlere girmeye, çözmeye
çalışmaya da ilk etapta gerek yok. Hesabı birlikte yapalım.
Ülkemizde en kapsamlı yapılan (TUİK) tarım
sayımlardan 2001 Tarım Sayımı sonuçlarına bakalım.
Tarım işletmelerinin toplam arazi varlığı
:184.329.490 da
Bitkisel+Hayvancılık İşletmeleri %72,38 :
133.417.680 da
Yalnız Hayvancılık Yapanlar %0, 23 :
423.957 da
Bu arazilerin kullanım durumu ise;
Tarla arazisi : % 66,47 ;
122.523.810 da
Nadas arazisi : %14.85
;27.372.929 da
Meyve ve ağaç :% 9,79
;18.045.857 da
Sebze ve çiçek bahçeleri :%2,1 ;
3.705.022 da
Çayır :%2,30
; 4.239.578 da
Tarıma Uygun kullanılmayan : %2,54
; 4.681.969 da
Otlak :%0,73
; 1.345.605 da
Koruluk ve Orman : %0,51
; 940.080 da
Tarıma elverişsiz : %0,80
:1.474.635 da
Sulanan arazi :% 19,02
:35.059.469 da
Bu tabloya göre işletmelerin çayır ve otlak
alanları toplam arazinin %3,03 kadarını oluşturmakta olup
5.585.183 da araziden oluşmaktadır. Bu arazilerden iyimser bir
tahmin ile 250 kg/da kuru ot ve karşılığı kaba yem temin
edildiği varsayılırsa ancak 1.396.295 ton kuru ot kadar kaba yem
temin edilebiliyor demektir.
Büyük Baş Hayvan Birimi olarak kabul edilen bir
hayvanın ağırlığı 500 kg, bir baş dişi damızlığa karşılık
işletmedeki takribi hayvan (inek+buzağı+dana+düve) miktarının
1,6 BBHB olduğunu kabul edelim. Diğer kabullerimiz ise karlı
işletmeciliğin gereği yemin kuru madde ihtiyacının %70 kadarının
kaba yemden karşılanması, hayvanın kuru madde ihtiyacının ise
canlı ağırlığının % 2,5’i kadar olmasıdır.
Bu durumda işletmelerin çayır mera alanları kaç
baş kültür ırkı damızlık hayvanın ihtiyacını karşılar? Bu
kabullere göre 1 BBHB damızlığın kuru madde ihtiyacı 4653
kg/yıl, 1,6 BBHB için ise 7300 kg/ yıl dır. Kuru ot olarak
düşünürsek takriben 1,6 BBHB için 8395 kg yapmaktadır. Sorumuzun
cevabı ise 166.325 baş damızlık ana ve bunlarla birlikte
bakılacak genç materyaldir.
Bu damızlık miktarının %80 verimde olması ile
133.060 sağmal inek demektir. Bu damızlıkların 5.000 kg/yıl süt
verimi kabul edilirse işletmelerin çayır mera alanları ile kaba
yem ihtiyacı karşılanabilen kültür ırkı ineklerden yılda 665.300
ton süt elde edilebiliyor. Bu miktar süt mevcut süt üretimimizin
takriben % 6,7 lik kısmını karşılamaktadır.
O halde büyükbaş hayvancılığın kaba yem ihtiyacı
büyük ölçüde işletmelerin tarla arazilerinden karşılanmak
zorundadır. Mevcut süt üretimimiz ve bu üretimi karşılayacak
kültür ırkı sığırlardan süt üretiminin karşılanması esas
alınırsa ne kadar arazi gerekir. Bu alanların kaliteli kaba yem
için sulu alan olması gereklidir ve ülkemizdeki sulu alanlardan
bölgelere göre çok değişmekle birlikte iyimser değer olarak
takribi 1000 kg/dekar kaba yem kuru maddesi üretildiğini dikkate
alalım.
Aynı varsayımlarla hali hazır üretimimiz olarak
tahmin edilen10 milyon ton süt üretimi için 2.000.000 baş sağmal
inek ve buna bağlı 2.400.000 baş ana damızlık gereklidir.
İşletmenin devamlılığı için gerekli buzağı ve genç dişi materyal
ile birlikte 3.840.000 BBHB demektir. Gerekli kuru madde
ihtiyacı ise 28.032.000 ton/yıldır. Diğer bir ifade ile hali
hazır süt üretimimizi karşılayacak sığırların kültür ırkı olması
ve arzu edilen işletme kriterlerine uygun üretim yapabilmesi
için kaba yem ihtiyacını karşılayacak 28.032.000 dekar sulu
araziye ihtiyaç bulunmaktadır.
Her ne kadar ciddi dayanakları olmasa da ve
yürütülen politikalarla imkansız olarak görünse de 2013 yılı
için Bakanlık 25 milyon ton süt üretimi hedeflemiştir. Bu hedefe
ulaşmak için ise 6.000.000 baş kültür ırkı ana damızlık
gerekmektedir. Bu miktar damızlık için ise 70.080.000 dekar sulu
ziraat alanına ihtiyaç olacaktır.
İşletmelerin arazilerinden sulu tarım
yapılan alanın 40 milyon dekardan az olduğu gerçeğini dikkate
aldığımızda ne kadar gerçekçi olabiliyoruz. Hayvancılık
işletmelerinin modern işletme yapısında, kültür ırkı sığırlardan
oluşması halinde mevcut süt üretiminin sürdürülebilmesi için
çayır meralardan sağlanacak % 6,7 lik üretimi saymazsanız, sulu
tarım alanlarının %75-80 lik kısmının kaba yem üretimine
ayrılması gerekmektedir. Bu hesabı hedeflenen süt üretimine göre
yaptığımız takdirde ise hali hazır sulu alanlarımızın yetmesi
söz konusu olmayacağı gibi mevcut toplam sulu alanın iki katı
sulu ziraat arazisine ihtiyaç olacaktır. Tüm tarım
işletmelerinin arazi varlıklarının %38 inin sulamaya
açılması,yani sulanan arazinin iki katına çıkartılması ve bu
arazinin tamamının süt sığırlarının ihtiyacı kaba yem üretiminde
kullanılması anlamına geliyor.
Hesapları yaparken et ihtiyacını karşılayacak
besi hayvanlarının kaba yem ihtiyacı ile küçükbaş ve diğer
türlerin ihtiyacı kaba dikkate alınmamıştır. Kesif yem maddeleri
için gerekli üretimler, bitkisel kaynaklı gıdalar, sanayi
bitkileri için gerekli alanlar yani ülkenin ihtiyacı başta gıda
ürünleri olmak üzere arazi kullanım zorunluluğu topyekün dikkate
alınmak zorundadır. O halde mevcut süt üretiminin
sürdürülebilmesi için gerekli sulu arazi miktarı için
işletmelerin arazilerinin %70 lik kısmı kaba yem üretimi için
ayrılabilir mi? Kaba yem üretimi bu boyutta alternatifsiz ürün
olabilir mi? Tabii ki hayır!
Demek oluyor ki hayvancılık ile ilgili problem
olarak gördüğümüz öncelikli hususlar çözüldüğünde problem
çözülmüyor! Ülkemizin kaba yem üretim potansiyeline ve üretim
özelliklerin çarpıp kalıyor. Diğer ifade ile ülkemizin ihtiyaç
duyduğu sütü modern yapıdaki işletmelerde kültür ırkı hayvanlar
yetiştirmek suretiyle karşılama imkanımız bulunmuyor! Çünkü;
İşletmelerin ihtiyacını karşılayacak gerekli kaliteli kaba yem
üretecek arazi bulunmuyor!..
O halde hayvancılığın problemlerini tartışırken
tekrarladığımız bu ezberi bozmak zorundayız. Hesabımızı yeniden
yapmak zorundayız. Ülkemizin gerçeklerini dikkate alarak,
bölgelerimizin özelliklerini, havzaların özelliklerini, kaba yem
kaynaklarının ve üretilebilen kaba yemlerin özelliklerini
dikkate alarak nerede nasıl bir hayvancılık yapılmalı, onun
kararını vermek ve ona göre fikir, ona göre politika üretmek
zorundayız. Bu ezberle, bu politika ile ancak global sermayeye
daha fazla pazar açmak için uğraşırız, boğazımızdan dışa
bağlılığımızı daha da artırırız.
Bu ifadeler modern işletmelerden vazgeçilmeli
anlamını taşımıyor! Ekolojinin imkan verdiği bölgelerde
olması gerekmektedir ki kültür ırkı hayvancılık işletmelerinin
gelişimi de bu yöndedir. Bununla birlikte ekolojinin
gerektirdiği işletme yapılarının, hayvan popülasyonunun korunması
ve bu yönde geliştirilmesi, pazarın, destekleme politikalarının
ona göre yönlendirilmesi gereklidir. Fındığa, çaya, balıkçılığa
rağmen hayvancılığın birinci ekonomik gelir kaynağı olmayı
koruduğu Doğu Karadeniz sahil şeridinde Çarşamba Ovası dışında
büyük hayvancılık işletmesi kurma şansı bulunmuyor. Oysaki
şarampol kıyıları, bahçe kenarları ve yaylaları ile bölgede çok
önemli bir hayvancılık ekonomisi her şeye rağmen sürdürülüyor.
Bu ekonomiyi Amerikanvari işletmeler ile sürdürmek mümkün
görülmüyor. Farklı özellikleri ile Doğu Anadolu’nun büyük bir
kısmı için de sonuç farklıdır. Gediz ovasında, Yukarı Sakarya
havzasında, Marmara’nın bir kısmında, Trakya’da v.b. düşünülecek
yapıları başka bölgelerde düşünemezsiniz, farklı düşünmeniz
gerekir.
Yem kaynaklarını, iklimi ve coğrafyayı dikkate alarak
hesap yapmak durumundayız. Samanı kaba yem olarak
değerlendirecek, kalitesiz meralarda, yaylalarda otlayacak,
tarla artıklarıyla yetinebilecek bir hayvancılık işletme
yapısını da korumak mecburiyetindeyiz. Üstelik bu yapı çağın
yeni akımı ekolojik üretim, doğanın ve gen kaynaklarının
korunması ile birlikte kapısında tepindiğimiz AB ve diğer uluslar arası
pazar ile rekabet edebilmemizin de olmazsa olmaz şartıdır.
Konuyu açmak, genişletmek, birçok farklı yönüyle
değerlendirmek mümkündür. Hesabı yapacaklar için bu kadarı
yeterli olur herhalde! Varsayımları kabul etmeyip kendi
öngörülerinizle hesap yapabilirsiniz.
Gelin ezberi bırakalım, hesapları yeniden yaparak
çıkış yolu arayalım.
05.11.2008
Dr.Mustafa
Altuntaş,Uzman
Veteriner Hekim,TürkVet