YETİŞTİRİCİ BİRLİKLERİ
Dr. Mustafa ALTUNTAŞ,
Uzman Veteriner Hekim
Yetiştiricilerin, üretimle tüketim arasındaki safhaları da
kapsamak üzere teşkilatlanması planlı döneme geçtiğimizden bu
yana her zaman için gündeme gelmiştir. Üçüncü Beş yıllık
kalkınma planında ise “yetiştiricilerin ve kooperatiflerin
Hayvan Yetiştirme Birlikleri halindeki örgütlenmeleri
sağlanacaktır” ifadesi ilke ve tedbirler arasında açık bir
şekilde yer almıştır.
Bunca geçen zaman içerisinde bu örgütlenmenin ismi daima
zikredilmiş, ancak bir türlü eyleme geçilememiştir. Zaman
içerisinde yerel kooperatif ve dernekler halinde
yetiştiricilerin bir araya geldikleri görülmüştür. Ne yazıktır
ki bu denemelerin bir çoğunluğu o kadar kötü örneklerle
neticelenmiştir ki bu örnekleri yaşayan ve gören yetiştiricileri
bir araya gelmeye tövbe ettirecek hadise ve istismarlar
yaşanmıştır.
Diğer yandan ise yetiştirici birlikleri kurulma zorunluluğu bir
olgu olarak geçerliliğini devam ettirmiştir. Bunun sonucu olarak
ancak 1994 yılına gelindiğinde “Damızlık Yetiştiricileri
Birliği” şeklinde bir örgütlenme yasal dayanağı ile başlangıç
noktasını teşkil etmiştir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
himayesinde oluşturulan bu örgütlenme, ülkemizde yetiştirici
birliği denilince akla gelen örgüt halini almış ve önemli
gelişme göstermiştir.
Bunun dışında ise bilhassa yerel idari yapıların kendi
aktivitelerine kaynak temini amacıyla başlanılan, daha sonra
genişleyen bir yapı ile süt üretiminin yoğun olduğu bölgelerde
süt birlikleri teşkil edilmiş ve yaygınlaşmıştır.
Yetiştiricilerin ürettikleri sütü pazarlama yönünde önemli bir
paya sahip olunmuştur. Kurulan ıslah birlikleri de benzer bir
yapıda oluşturulmuştur.
Kanatlı sektöründe ise beyaz et için sanayi ağırlıklı bir
örgütlenme öne çıkmış, yetiştiriciler sanayi adına fason üretim
yapan işletmeler şekline dönüşmüştür. Yumurta sektöründe Afyon
Başmakçı Kooperatifi kendine has yapısı ile tüm ülkedeki yumurta
fiyatlarını belirleyen borsa gibi etkin olurken buna alternatif
bir yapı ve yer olarak Çorum’da gelişmiştir.
At yetiştiriciliğinde ise 1950 yılında Türkiye Jokey Kulübünün
kurulması ve Bakanlık adına yarış müessesesi görevini
üstlenmesine rağmen At Yetiştiricileri ve Sahipleri Dernekleri
sektörün sanayisi karşılığı olan, at koşturan kesimi temsil eden
ve yetiştiriciliği gölgeleyen bir yapıda halen faaliyetlerini
sürdürmektedir.
Mevcut durum böyle olmasına karşılık yetiştirici birlikleri
yoğun şekilde gündeme gelmiş ve artık olmazsa olmazı
konuşulmaktadır. Bu çerçevede 28 Şubat 2001 tarihinde kabul
edilen Hayvan Islah Kanunu Damızlık Yetiştirici Birliklerinin
kurulmasını öngörmekte ve faaliyetlerini hazırlanacak
yönetmeliğe bağlamaktadır. Diğer taraftan ise ürün bazında
birliklerin kurulmasını öngören yasa tasarısı hükümet
gündemindedir. O halde artık yetiştirici birlikleri konusunda
ciddi adımlar atılacak ve uygulamaya geçilecek demektir.
Bu gelişmeler olurken yetiştirici birliklerinin nasıl oluşacağı
ve etki alanının ne olacağı yeterince tartışılmış ve
olgunlaştırılmış değildir. Yetiştirici birliği denilince Avrupa
örnekleri de esas alınmak suretiyle ülkemizde de hali hazırda
öne çıkan yetiştirilen kültür sığır ırklarına göre kurulan
Damızlık Yetiştirici Birlikleri olmaktadır. Doğrusu, olması
gerekeni bu mudur? Her halde bu yapı, ülkemiz yetiştiricilerinin
oluşturacağı yaygın bir örgütlenmenin önemli bir tali yapısı
olarak değerlendirilebilir. Bunu doğru değerlendirebilmek için
yetiştiriciyi tanımlamak, tasnif etmek, uğraşı, etki, sektör ve
sosyal konumunu belirlemek gerekir.
Yetiştirici kimdir? Aynı zamanda çiftçi midir? Zirai Faaliyette
bulunan çiftçilerin yasal meslek örgütü olan Ziraat Odasının
üyesi olmak durumunda mıdır? Yaptığı iş zirai faaliyetin bir
parçası mı, zirai üretimlerin girdi olarak kullanıldığı ayrı bir
sektörde üretim yapan kişi ve kurumlar mıdır?
Konu iyi incelenip irdelendiğinde, ülkemizin tüm bölgelerindeki
yapı ve üretim şekilleri değerlendirildiğinde hiç şüphe
bırakmayacak şekilde yetiştiriciler, çoğu zaman müşterek işletme
de olsa, zirai sektörden tamamen farklı, zirai sektörün yem
girdisi sağladığı ayrı bir sektörün temsilcileri, çiftçilikten
ayrı bir mesleğin mensubudurlar.
Genelde sığır yetiştiriciliği ile zirai işletmeciliğin
müşterekliliği nedeniyle bir bütünün parçası olarak
değerlendirme yapılması en yaygın yaklaşımdır. İlk bakışta doğru
görünen bu yaklaşımın, girdi olarak kullanacağı ham maddeyi
üretmek ya da zirai üretim esnasında ortaya çıkan tali ürünleri
değerlendirmek için yapılan ayrı bir iş olduğunu gizlediğini
anlamak zor değildir. Kaldı ki fındık ve çay gibi zirai
ürünlerle birlikte anılan Doğu Karadeniz Bölgesinde hayvancılık
birinci gelir kaynağı durumundadır. Zirai faaliyetin tamamen
dışındadır. Son yıllarda farklı sanayi ve ticaret erbabı kişi ve
kuruluşların kurdukları hayvancılık işletmelerinin zirai
faaliyet ile müşterekliliği bulunmamaktadır. Doğu Anadolu’daki
yapı içerisinde sığır yetiştiriciliği yapan kişileri çiftçi
olarak tanımlamak ne derece doğru olur?
Sığır besiciliği yapan yetiştiricilerin önemli kısmının ise
çitçilikle bir müşterekliliği yoktur ve bağımsız işletmelerdir.
Bu işletme sahiplerini çiftçi diye tanımlamak, mesleklerini
ziraat odası bünyesinde barındırmak, politikaları bu çerçevede
belirleyip yönlendirmek görünüşte olsa da gerçek anlamda mümkün
değildir.
Anadolu’nun tüm bölgelerinde koyun yetiştiriciliği yapan
insanların çiftçilikle, zirai üretimlerle iştigali ne
düzeydedir. Bingöl dağlarında koyun yetiştiren, doğu ve güney
doğuda göçer koyunculuk yapan, kara saban ile dahi işi olmayan
insanların çiftçi olarak tanımlanması, aynı meslek ve menfaat
örgütünde temsil edilmesinin bir anlamı olmamaktadır.
Kümes hayvanları yetiştiriciliğini çiftçilik olarak tanımlamak
mümkün müdür? Tavuk yetiştiricilerine ziraat odasına kayıt
mecburiyeti getirmek doğru olmasa gerekir.
At yetiştiricilerini, ev hayvanlarını, köpek yetiştirenleri, su
ürünleri yetiştiricilerini çiftçi olarak tanımlamamız,
yaptıkları işi zirai faaliyet olarak ifade etmemiz doğru
olmayacaktır.
O halde hayvan yetiştiriciliğinin ayrı bir meslek ve iştigal
konusu olduğu olgusunun kabul edilmesi ve yapılanmanın bu
gerçeğe göre geliştirilmesi gerekir. Bu noktadan hareketle
yetiştirici birlikleri bir meslek örgütlenmesi olarak
düşünülmeli ve ona göre yapılandırılmalıdır. Hayvancılık
politikalarının şekillendirilmesi, hayvan ıslahı ve hayvan
hastalıkları ile mücadele yapılabilmesinin şartı olan kayıt
sistemini sağlıklı oluşturulabilmenin yegane yolu da budur.
Ülkemiz yeni dünya düzeni içerisinde, bir tarafta kurumları
önemli düzeyde yıpranmış iç yapısı, diğer tarafta AB ile
entegrasyon sürecindeki uyum çabaları sonucunda devlet öncelikli
yapıdan, sivil toplum yapısına geçmek durumundadır. Mevcut yapı
ile bir yere varmak mümkün görülmemektedir. Dejenere edilen
kurumların yerini sağlıklı ve doğru bir yapılanmanın alması
mecburiyeti bulunmaktadır.
Demokrasi, ekonomik ve sosyal menfaatlerin dengelendiği bir
yönetimin varlığı ile birlikte ifade edilebilir. Bunun
olabilmesi için ise menfaat gruplarının güçlerinin dengeli
olması, birbirlerinin ekonomik ve sosyal çıkarlarına saygı
göstermeleri ve tahakküm altına almamalarına bağlıdır. Bu yapı
ancak ekonomik ve sosyal güç olarak zayıf olan meslek ve menfaat
grubu mensuplarının örgütlenerek, mesleki örgüt şeklinde etkin
bir güç haline gelmeleri ile sağlanabilir. Oluşacak bu yapının
doğal olarak sosyal ve siyasi sonuçları da arkasından
gelecektir.
Son yirmi yıllık süreçte yürütülen hayvancılık politikalarının
ve yetiştiricilerin düştüğü durumun en büyük sebebi mesleki
örgütlenmelerinin olmayışıdır. Bunun sonucu sayısal olarak en
geniş kitleyi oluşturmalarına rağmen sosyal bir güç teşkil
edememeleridir. Yetiştiriciler mesleki örgütlenmelerini
oluşturmaları, yetiştirici birlikleri de bunun adı olmalı,
meslek odası olarak faaliyetlerini yürütmeli, menfaatlerinin
takipçisi olmalıdır.
Yetiştirici Birliklerinin meslek örgütü olarak
şekillendirilmesinde, ilk etapta yetiştirilen hayvan türlerine
(at, sığır, koyun, tavuk v.b yetiştiricileri), aynı türden
yetiştirilen hayvanların farklı yetiştirme amaçlarına (Safkan
arap atı, ingiliz atı, konkur ve spor atı, rahvan atlar, süt
sığırı, damızlık sığır, besi, koyun, keçi, yumurtacı, etlik
piliç yetiştiriciliği gibi.) göre farklı yapı olması gereği akla
gelecektir. Bu farklılık doğaldır. Doğru olan ise bu doğal
yapıya paralel bir örgütlenmenin yatay ve dikey olarak, tabandan
tepeye kadar geliştirilmesidir. Çünkü her bir yetiştirme şekli
ayrı bir ihtisas alanıdır, ayrı bir müşterek menfaati vardır ve
ayrı bir alt birimde örgütlenmelidir. Daha güçlü bir üst örgütte
bir araya gelmeleri gereklidir.
Ülke şartları ve yapı her boyutuyla incelenmek ve irdelenmek
suretiyle hayvancılık sektörünün temel yapısını teşkil edecek
bir meslek örgütü olarak Yetiştirici Birliklerinin şahsiyet
kazanması sağlanmalıdır. Hayvancılık sektörüne girdi ve hizmet
sağlayan meslek gruplarından ayrı ve bağımsız, kendi hak ve
menfaatlerini kendilerinin takip edeceği, sektöre hizmet için
kurulmuş olan KİT’ler başta olmak üzere bu maksatla devletin
sahip olduğu kurumlar, bu örgütlere kendi hizmetlerini
kendilerinin görmeleri için devredilmelidir. Hayvancılığa
yapılacak her türlü destekler ve yürütülecek politikalar
yetiştirici birlikleri marifetiyle sağlanmalıdır. 29 Nisan
2001
KAYNAK:Türk
Veteriner Hekimleri Birliği Dergisi, Cilt:1, Sayı:1-2,
Mart-Haziran 2001 .