Tarım Bakanlığı Yasa Tasarısı;
“Çok güzel hareketler bunlar”
Bakanlık, çeyrek
asrı aşan bir sürede hizmetlerini kanun hükmünde kararname ile
yürütüyor. Bu süre içerisinde kuruluş yasasını hazırlamak için
çalışıyor.
Şimdi, bu kadar
yıl tartışılan, defalarca yazboz edilen taslakları düşününce ilk
akla gelen “Dağ fare doğurdu!” İfadesi oluyor. Ama taslağı
inceleyince farenin bile doğmadığı, bir sıkıt vakası yaşandığı
anlaşılıyor.
Yasa taslağının
Başbakanlıktan çıkış tarihi ve şekli de dikkat çekici görünüyor.
Yılın son günü. İki yasa taslağı ile birlikte. Birisi coğrafi
işaretlerle ilgili. Diğeri ise geçtiğimiz günlerde Bakanlığı ve
Hükümeti kendi eliyle sıkıntıya koyan “GDO” ile ilgili
Biyogüvenlik yasa tasarısı. Bakanlık Yasa tasarısı Biyogüvenlik
yasa tasarısının gölgesinde Başbakanlıktan geçirilmiş hissini
veriyor. Yıllardır tartışılan ve şekilden şekle giren bir
taslak, kısa sürede olgunlaştırılan bir taslak ile eşzamanlı
çıkması başka ne anlama gelebilir?
Nedense Tarım
Bakanlığında yasal düzenlemelerin şekillenmesi, kapı arkası,
perde arkası oyunlar sergilenerek sağlanıyor. Bu oyun
alışkanlığı ve becerilerini gördükçe ülkenin oyuncu sıkıntısı
çekmediğini bilmek gerekiyor. Her tarafta bu kadar perde arkası
oyun sergilenince, tiyatro sahnelerinin yetersizliği gündeme
gelmeli!
Bunları
düşününce, yaşananlar “Çok güzel hareketler bunlar” tiyatro
denemelerini komedi ve trajedi dalında geride bırakıyor.
Geriye doğru bir
göz atalım!
Konu Gıda Yasası,
Kapalı kapılar
arkasında çalışılıyor. Kendi ifadesi ile “kendisini özel
sektörün temsilcisi” olarak tanımlayan, görevini vekalet ile
yürüten bir süper yetkili ve avanesi taslağı hazırlıyor. Meslek
örgütlerini, sivil toplumu bir tarafa bırakın... Yasanın
gerektirdiği hizmetleri yürütmekle görevli olan Genel Müdür,
yasa taslağını TBMM’de oylanmak üzere görüşülürken görüyor! Yasa
muhalefete rağmen, ana muhalefet partisinde iki veteriner hekim
milletvekili olmasına ve konuyla birebir bilgilenmiş olmalarına
rağmen üç aleyhte oy ile mecliste kabul ediliyor. AB uyumu için
çıkartıldığı söylenen ancak alakası olmadığı gibi AB mevzuatsına
ters hükümler içeren, yaşanan gıda terörünün temel dayanağı
olan, denetimsizliği yasal hale getiren bir yasa beş yıldır
uygulamada.
Tarım Yasasında Yaşananlar,
Yine Bakanlıkta
birileri tarafından hazırlanıyor. Dönemin Bakanının ifadelerine
göre; Hazırlanan taslak Bakan tarafından Başbakanlığa arz
ediliyor. Başbakan; yasayı sivil toplum örgütleri ile
değerlendirdiniz mi diye soruyor! Aldığı cevap olumsuz olunca da
örgütlerin görüşünü alın öyle getirin diyor. Bunun üzerine Bakan
40 kadar meslek ve sivil toplum örgütünü topluyor ve Başbakanın
talebi ile kendilerinin görüşüne başvurulduğunu, o nedenle
sadece usulü yerine getirmek için görüş ifade edilmesini, esasa
ve değişikliğe neden olacak konuların gündeme getirilmemesini
rica ediyor. Katılımcılar, her türlü nezaket çabasına rağmen
önemli eleştiriler getiriyor. Ancak bizim eleştirilerimiz de
başta üzere esasa dokunan ifadeler, toplantı sonrasında
düzenlenen toplantı tutanağına bile alınmıyor.
Karşılaştığımız
bir olay vardı ki yapılan şeytanın bile aklına gelmez! Bugün
çeşitli şekillerde tartışılan “Tarım danışmanlığı” çiftçi eğitim
yayım hizmetleri ile ilgili bölümde bu amaç belirtilmeden genel
ifade olarak tanımlanmış, yasanın gerekçesinde ise gıda denetim
hizmetlerinin özel tarım danışmanları tarafından yapılmasını
sağlamak amacıyla maddenin düzenlendiği ifadesi yer alıyordu.
Bizim dışımızda da eleştiri ve yanlışlığı ifade edilmesine
karşılık eleştirilerin tutanağa bile alınmadığını görmüştük.
Yapılan girişimlerle, Tarım Komisyonu aşamasında tanzim edilen
değişiklik önerisinin verilmesinin sağlanması ile bu yanlış
giderilebilmişti.
Gerek öncesinde
gerekse Tarım Komisyonunda üzerinde ısrarla durmamıza rağmen
destekleme yasasının ötesine geçmeyen “Tarım Yasası”nın ne
amaçlarına ne de içeriğine tarım destekleme ve politikalarının
temel kuralı olan “pazar güvencesi ve fiyat istikrarı” ibaresini
koyduramamıştık.
Bunların
örneklerini çoğaltmak mümkün. En son yaşanan GDO yönetmeliği ile
Bakanlığın ve Hükümetin düştüğü durum en yenilerindendi.
Bakanlık Yasa
Tasarısı da bu komediler zincirinin bir uzantısı olarak
görülüyor.
Daha önceki
taslaklar ile ilgili Bakan başkanlığındaki toplantıda
yapılan kısa değerlendirmeler, Bakanlığa bildirilen
TVHB görüşleri
ve AB
Genel Sekreterliğinin yapılanma ile ilgili görüşleri Birliğin web
sitesinde geçmişte paylaşılmıştı. Toplantıda gelişen hava ve
sonrasında oluşan taslak tam tatmin etmese de beklentilerin
artmasına neden olmuştu.
Geçtiğimiz yaz
aylarında bize ulaşan bir bilgi Bakanlık Yasa Taslağının yeniden
şekillendirildiği ve şu an kamu oyu ile paylaşılan taslağın ana
hatlarını yansıttığı şeklindeydi. Meslek örgütlerinin gündeminde
ve çeşitli platformlarda bu konunun yer almaması, üstelik bu
bilgilere karşılık ve eş zamanlı olarak bir web sitesinde,
belirtilen toplantı sonrasında şekillenen taslağın “Bakanlık
Yasa Tasarısı Taslağının Son şekli” olarak yayınlanması,
kafamızda acabalara neden olmuştu. TürkVet web sitesini kapatma
ve kendimizi kenara çekme düşüncemiz ile tatil, bayram v.s.ile
birleşince de herhalde gelişmeleri irdelemekten bizleri alıkoydu.
Bu güne geldik.
Taslak denen metni inceledik. Hizmetlerin sağlıklı yürütülmesini
esas alarak hazırlanmış olması gereken bu taslağı oluşturmak
için bunca yıl tartışmaya gerek olmadığını, sıradan birisinin
bir-iki günde yazabileceği bir metin olarak bulduk. İstisnalarını ise
ayrı tutmak ve bazı inceliklere dikkatli bakmak gerekiyor!
Taslak ne getiriyor?
Veteriner
Hizmetlerinin sağlıklı yürütülmesine bir katkı sağlamayacağı gibi
daha da olumsuzlaştıracağı aşikar alan bir taslak. Tasarıda bu konuyu ön
plana çıkarmadan değerlendirdiğimizde ise karşımıza çıkan diğer
hususları ana hatları ile sıralayalım.
Tabir caiz
olursa “nur topu gibi bir müsteşar” doğuruyor. Yardımcıları bile
yok. Bakanın yardımcısı, tek söz sahibi konumunda. Bir anlamda
fiili durumu yasalaştırıyor.
En olumlu yanı
ise Kamu Reformu Yasa tasarısına, Yerel yönetimlerin
etkinleştirilmesine ilişkin yasalara rağmen “taşra teşkilatı”
öngörüyor olması. Ancak AB mecburiyeti olan bu yapılanmanın
nasıl şekilleneceği konusunda açıklık bulunmuyor.
Mevcut
yapılanmanın herkes tarafından yanlış olduğu ve yanlışların
temelini de fonksiyoner yapılanma oluşturduğu bilinirken, bu
yapıdan uzaklaşılamamış. TÜGEM tarafından yürütülen hizmetler
Bitkisel Üretim, Hayvansal Üretim ve Su Ürünleri Genel
Müdürlüğüne bölünmüş olsa da bu yapılanmaya “konu esaslı” demek
mümkün değil. İşin garibi fonksiyonlarda bile çakışmalar, yeni
çatallaşmalar var.
Tarım Havzaları
ile ilgili hizmetler Bitkisel Üretim içerisinde yer almış.
Hayvancılığı dikkate almadan yem bitkileri üretimi nasıl
gelişecek, ürün münavebeleri nasıl oluşturulacak. Tarım
havzaları hayvancılık dikkate alınmadan nasıl şekillenecek.
Hayvancılığı hep tarım içerisinde değerlendiren zihniyetin
hayvancılığı tarım havzalarının dışına bırakması nasıl
algılanabilir?
Zirai mücadele
faaliyetleri ile ilgisi olmayan bitkisel üretim, insan sağlığını
ve ekolojik dengeyi gözeterek yeni üretim şekillerini nasıl
belirleyecek?
Gıda denetimleri özelleşiyor mu?
Yasa tasarısı
Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğünün kabaca adını Gıda ve
Kontrol Genel Müdürlüğü olarak değiştiriyor. En önemli
değişiklik su ürünleri ile ilgili hizmetler Su Ürünleri Genel
müdürlüğüne devredilmiş. Veteriner hekim kontrolü olmadan balık
yemeye devam edebileceğimizi anlıyoruz ama ihracatta veteriner
hekim kontrolü şart. Yeni yapıda bu nasıl temin edilecek?
Gıda ve Kontrol
Genel Müdürlüğünün görevleri yamalıklardan oluşuyor. Gıda ile
ilgili görevler ayrı, yemle ilgili olanlar ayrı, hayvansal
ürünler ile ilgili görevler ayrı tanımlanmış. Hayvansal ürünler
gıda olarak sayılmıyor mu? Yoksa “hayvansal ürün” denince et,
süt, yumurta v.b ile mamulleri anlaşılmayıp sadece gıda olarak
kullanılmayan ürünler mi anlaşılıyor? Bu tanımlar ile yasa
taslağında bunu ayırt etmek bizi aşıyor!
Buna karşılık
14. madde ile umarız ki veteriner ilaçlarının üretiminden
satışına kadar olan zincirde Bakanlık yetki sahibi olabilir?
İlaç ile ilgili yasada düzenleme yapılmadan bu temin edilebilir
mi?
Önemli
bulduğumuz bir husus ise kontrol hizmetlerini yürütecek
personelin vasıflarının bu genel müdürlük yetkisine verilmesi.
Gözden
kaçabilecek bir husus ise “gıda denetim hizmetlerini yapmak ve
yaptırmak” maddesi. Bu madde gıda denetim hizmetlerinin
özelleştirmesine imkan sağlıyor. Tarım yasasında Tarım
danışmanları için engellenen düşünce, tasarıda şimdi yine
karşımıza çıkıyor. Bu süreç ZMO, TBMM Tarım Komisyonu Başkanı
ve Gıda sanayicilerinin paralel çabası olarak biliniyor. Bu
zincire, bilerek veya bilmeyerek zaman zaman bazı meslek
mensuplarımızın ve mesleki dernek yöneticilerimizin de
katıldığını hatırlıyoruz. Bu yaklaşım, işin gereklerine,
gelişmiş dünyaya ve AB mevzuatına aykırıdır. Bu konu, AB Gıda
eşleştirmesi ile ilgili bir toplantıda Gıda Sanayicilerinin
temsilcisi olarak katılan bir eski Bakanın “isteseniz de
istemeseniz de bu olacak” diye tanımladığı ve şiddetle tepki
gösterdiğimiz bir yaklaşımdır.
Hayvancılıkta ıslah yok, İthalat temel görev
mi olacak!
Bakanlık yasa
tasarısında “balığın hayvan” olmaktan çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Diğer taraftan ise Bakanlığın hayvan ıslahına
yönelik bir görevi kalmamış görünüyor. Ancak “yüksek vasıflı
hayvan ırklarını yaygınlaştırmak” görevi her halde hayvan ithali
için yeterli gerekçe ve görev olabilir.
Gıda ve Kontrol
Genel Müdürlüğü hayvan kimlik sistemi oluşturmakla görevli iken
Hayvancılık Genel Müdürlüğü “hayvancılıkla ilgili bilgi sistemi
oluşturmakla” görevli.
Su ürünleri ile
bilgi sistemi ise bunların dışında oluşturulacak.
Hayvansal ürünler, tarımsal ürün değil!
Hayvansal
ürünlerin pazarlanmasına ilişkin çalışmalar yapma görevi
Hayvancılık Genel Müdürlüğüne verilirken “Tarımsal ürünlerin
pazarlanması ile ilgili çalışmalar yapmak” görevi Kırsal
Kalkınma Genel Müdürlüğünün. Başka bir açıdan bakınca ise Kırsal
Kalkınmada hayvancılığın yeri yok!
Tarım Reformu,
TEDGEM yok, Kırsal Kalkınma Genel Müdürlüğü var. Taslak Tarım
Reformu ile ilgili merkez ve taşta birimlerini tasfiye ederek
her türlü varlığını Bakanlığa devrediyor. Halen TEDGEM de olan
görevler ağırlıklı olmak üzere Köy hizmetleri, tarım reformu ile
ilgili görevler bu birimde toplanıyor.
Araştırmaya Tarım Politikasının ismi
eklenmiş, içerik karışmış!
TAGEM’min ismi
Tarımsal Politikalar ve Araştırmalar Genel Müdürlüğü olmuş ancak
görevleri içerisinde Tarımsal Politikalar ile ilgili bir husus
bulunmuyor. Sadece Tarımsal ürün piyasalarındaki gelişmeleri
izlemek bu kapsamda değerlendirilebilir.
Önemli bir
yenilik ise Bakanlığın Bakanlık kuruluşları dışındaki kurum
kuruluşlara araştırma yaptırmasına imkan sağlanıyor olması. Bir
bütün olarak değerlendirildiğinde, önceki taslakta öngörülen
özerk araştırma kurumundan vazgeçilmiş, Bakanlığın görev alanına
giren konulardaki araştırmaları dışarıya yaptırılma öncelik
olarak değerlendirilebilir.
Hayvan ve bitki
hastalıklarında kullanılan maddeler konusunda araştırmalar
yapmak görevi verilmiş. Buna mukabil veteriner kontrol ve
araştırma enstitülerinin isminden araştırma kelimesi
kaldırılmış.
Ek listeler
incelendiğinde hayvan sağlığı konusunda araştırma yapacak
enstitü bulunmuyor. II.No.lu ek listede 9 adet Merkez
Araştırma, 10 adet Bölgesel Araştırma Enstitüsü ile 18 adet
araştırma istasyonu bulunurken 37 araştırma kuruluşu içerisine
bir tane bile merkez Veteriner Araştırma kuruluşu girememiş. İl
Kontrol laboratuarları ise 41 adet Gıda Kontrol Laboratuarı
olmuş.
İhdas edilen
kadrolar incelendiğinde her halde araştırma faaliyetleri 55
araştırmacı ile yürütülecek.
Neticede
Bakanlığın 126 adet kuruluşu içerisinde 1 Şap Enstitüsü, 8 adet
araştırma görevi olmayan Veteriner Kontrol Enstitüsü ile 9 adet
Veteriner Sınır Kontrol Noktası yer alabilmiş. Bu sayılar da
taslağın genel durumunu özetlemeye yetmektedir.
Taslak, Kadro Yasası!
Yasa taslağında
en önemli görünen konu kadro ve kadrolaşma olarak dikkati
çekiyor. Bir tarafta mevcut üst düzey görevliler sorunsuz
tasfiye edilerek 195 kişilik müşavir kadrosu oluşturuluyor.
Böylece üst düzey atamalarda istenildiği gibi bir yeni kadro
oluşturmanın yolu açılmış oluyor.
Diğer taraftan
ise Tarım Bakanlığında mesleği tarım olmayanlardan oluşan bir
elit tarım uzmanları, bir dönemin tabiri ile tarım prensleri
oluşturulmaya çalışılıyor.“En az dört yıllık lisans eğitimi
veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadî ve
idarî bilimler, veteriner hekimlik, ziraat mühendisliği, gıda
mühendisliği, su ürünleri mühendisliği, balıkçılık teknolojisi
mühendisliği ve kimya mühendisliği fakülteleri ile yönetmelikle
belirlenen fakültelerden veya bunlara denkliği Yükseköğretim
Kurulu tarafından kabul edilen yurt içi veya yurt dışındaki
öğretim kurumlarından mezun” olmuş tarım uzmanları geliyor.
Ayrıcalıklı personel olarak Bakanlığı yönlendirecek kadro bu
şekilde oluşurken Bakanlık hizmetlerini yürüten veteriner hekim
ve ziraat mühendisi “hamal” elemanlar için taslakta herhangi bir
iyileşme getirilmiyor. Böylece Bakanlık personeli arasında
önemli bir ikilik ve ayrışmaya imkan sağlıyor.Diğer yeni bir
gelişme ile Bakanlık müfettişlerine ilave olarak Tarım
Başdenetçileri, Tarım Denetçileri ve Tarım Denetçi Yardımcıları
kadroları geliyor.
Sonuç olarak,
Yıllardır 441
sayılı KHK ile yönetilen Bakanlığın yasasına kavuşması için
yapılan tartışmaları, ortaya konulan taslakları ve çeyrek
asırdır Türk tarımında yaşanan küçülmeyi dikkate aldığınızda
sorunlara çözüm getirmek bir yana, yeni sorunlara neden olacak
bir yasa taslağı olarak değerlendirmenin yanlış ve kötümser bir
yaklaşım olmadığını ifade edebiliriz.
Bununla birlikte
Bakanlığın taslağa göre yapılanması ve görev unsurları,
Bakanlığın; tarıma, Türk çiftçisine, hayvancılığa, gıda
güvencesi ve güvenliğine hizmet etmekten ziyade küresel
sermayeye hizmet etmeyi ve pazar açmayı kolaylaştıran bir yapıya
kavuşturulmaya çalışıldığı söylenebilir.05.01.2010
TürkVet
|